bira etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bira etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2026 Pazartesi

ÇİKOLATA TADINDA BİR YOLCULUK: "BONJOUR" BRÜKSEL - II

Çikolata kokularının izini sürerek, dünyaca ünlü çizgi roman kahramanlarının gizlendiği mekanların bulunduğu sokaklara doğru götürüyor bizi adımlarımız. Güzel ve güneşli bir günde, tarihi yapılarla örülü bir şehri keşfetmenin keyfi üzerimizde. Önce, şehrin en ünlü çikolatacılarının yer aldığı, Avrupa'nın en eski pasajlarından biri olan Galeries Royales Saint-Hubert’te kısa bir tadım molası vereceğiz. Ardından, Belçika denince akla ilk gelen içecek olan biraların izini sürüp kuruluşundan bu yana atmosferini koruyan çok eski bir mekanda, şehrin kendine has biralarını yudumlayacağız. Çizgi roman kahramanlarıyla randevumuzu kaçırmadan, şehrin en büyük ve en canlı parkının ritmine kapılıp günü noktalayacağız.




Avrupa'nın En Eski Pasajlarından Biri: Galeries Royales Saint-Hubert 

Şehrin tarihi meydanı Grand Place’a çok yakın bir konumda bulunan, Avrupa’nın en eski pasajlarından birine geliyoruz. Galeries Royales Saint-Hubert adlı bu pasajın girişinde, sizi yüksek sütunlar karşılıyor. Oldukça iyi korunduğu her halinden belli olan pasajda, özenle tasarlanmış dükkanlar ve en meşhur çikolata markalarının vitrinleri adeta birer mıknatıs gibi insanı kendine çekiyor. Biz de hiç vakit kaybetmeden, bu çekimin etkisine kapılıp dükkanlardan birine giriyoruz.




Brüksel’in en zarif ve en eski yapılarından biri olan Galeries Royales Saint-Hubert, 1847 yılında açılmış ve Avrupa’nın ilk kapalı alışveriş pasajlarından biri olarak kabul ediliyor. Cam tavanlı mimarisi sayesinde gün ışığını içeri alan bu pasaj, hem alışveriş hem de sosyalleşme için tasarlanmış dönemin öncü mekanlarından biri. Pasaj üç ana bölümden oluşuyor: Galerie du Roi (Kral Galerisi), Galerie de la Reine (Kraliçe Galerisi) ve Galerie des Princes (Prensler Galerisi). İçinde dünyaca ünlü çikolatacılar, butik dükkanlar, kafeler ve kitapçılar yer alıyor.




Belçika'nın Meşhur Çikolataları

Nazik bir “bonjour” ile karşılanıyor, hemen ardından sunulan çikolata ikramıyla anın tadını çıkarıyoruz. Ardından, birbirinden güzel ve çeşitli çikolatalarla dolu rafları, bir sanat müzesini gezer gibi, hiç acele etmeden keşfetmeye başlıyoruz. Çünkü buradaki çikolataların tamamı, çoğumuzun daha önce adını duyduğu özel çikolata yasalarına uygun olarak üretiliyor. Yani içlerindeki kakao oranı, belirlenen minimum seviyenin altına asla düşmüyor. Bu prensipli yaklaşım bile tek başına, bir şehrin neden belirli bir ürünle özdeşleştiğini açıklamaya yetiyor.




Belçika, çikolata üretiminde kaliteyi korumak için özellikle kakao oranı, kakao yağı kullanımı ve katkı maddeleri konusunda oldukça katı standartlara sahip. Geleneksel Belçika çikolatasında bitkisel yağ yerine kakao yağı kullanılması, yüksek kakao oranı ve katkıların sınırlı tutulması temel prensipler. Bu nedenle “Belçika çikolatası” denildiğinde, dünya çapında kalite ve el işçiliğiyle özdeşleşen bir üretim anlatılmak isteniyor. Bunun yanında Belçika çikolatası yüksek kalite ve zanaatkarlıkla anılsa da bu üretim kültürünün tarihsel arka planında sömürgecilik döneminin izleri bulunduğu gerçeği de akademik ve eleştirel çalışmalarda sıkça vurgulanıyor.




Çikolatacı dükkanında alışverişimizi yaptıktan sonra, keyifli yürüyüşümüze ayaküstü bir lezzet katmak için seçtiğimiz küçük karışık çikolataların nefis tadına bakmadan edemedik. Pasajda denk geldiğimiz bir film ya da dizi setinin ortasından geçip, hızla sonraki duraklara doğru ilerlemeden önce bir şeyler yudumlamak için hemen yakınlarda bulunan À La Mort Subite’ye geldik. 19. yüzyıl atmosferini hala muhafaza eden bu mekan, Brüksel’in en ikonik ve en eski kafe-barlarından biri.

İnternet üzerinden edindiğim bilgiye göre À La Mort Subite ismi “Ani Ölüm” anlamına geliyor ve kökeni 19. yüzyıl Brüksel’inde oynanan aynı adlı bir zar oyununa dayanıyor. Bu oyunda son elde her şeyin bir anda değişebilmesi, yani kaybedenin “ani bir düşüş” yaşaması nedeniyle bu dramatik isim kullanılmış. Zamanla bu oyun, dönemin kafe kültüründe sıkça oynandığı için mekanla özdeşleşmiş ve kafe de müdavimlerinin dilinde yerleşen bu isimle anılmaya başlamış. Bugün ise bu isim Brüksel’in en tarihi ve ikonik kafe-barlarından birini temsil ediyor.




Şehrin En Eski Barı: À La Mort Subite (Ani Ölüm)

Hikayesi olan tarihi mekanlarda bir şeyler içip vakit geçirmek bana her zaman büyük bir keyif vermiştir. Bu atmosferi sevgili eşimle paylaşmak ise ayrı bir güzellik. Çok yüksek tavanlı bu mekanda, duvarlarda dönemin müdavimlerine ve yönetici elitlerine ait olduğunu düşündüğümüz, zamanla yıpranmış çizimler ve fotoğraflar yer alıyor. Devasa aynalara baktığımızda ise sanki çok eski bir dönemde yaşayan insanlar bize bakıyor, günümüzdeki halimize gülümsüyor gibiydi. Belki de biraların etkisindendir. :) Isıtma sistemi de mekanın tarihi dokusuna uygun şekilde korunmuş; masaların yanında en eski tip kalorifer düzenekleri hala varlığını sürdürüyor.



Böyle bir mekanda, tarihin tozlarını yutar gibi soluklanırken bir şeyler yudumlamak ayrı bir keyifti. Tercihimiz, Belçika’ya özgü Kriek Lambic ve Mort Subite Gueuze Sur Lie oldu. Lambic, Belçika’ya özgü, mayası dışarıdan eklenmeyip havadaki doğal mikroorganizmalarla fermente edilen, ekşi karakterli bir bira türü. Kriek Lambic ise ekşi vişneyle birlikte fermente edilmesiyle elde edilen meyveli bir bira. Doğrusu, oldukça hoş ve soğuk servisle ferahlatıcı bir tadı olduğunu söyleyebilirim. Klasik biralara benzetmeniz ise biraz zor. 




Mort Subite Gueuze Sur Lie, şişede maya tortusuyla birlikte bekletilen bir gueuze türü. Bulanık ve yoğun bir görünüme sahip ve kendi özel bardağında servis ediliyor. Klasik biralardan farklı olarak daha ekşi, keskin ve doğal bir tat profili sunuyor.


Comics Art Museum


Mekanın yüksek ahşap kapısından dışarı çıkıp günümüze yeniden ışınlanırken, Belçika sokaklarının daha da hareketlendiğini fark ettik. Şimdiki durağımız ise çizgi roman karakterleri. Evet, Belçika çocukluğumuzdan hatırladığımız o sevimli çizgi roman ve çizgi film karakterlerinin doğduğu şehir. Bir an önce Tenten, Red Kit ve Şirinler ile buluşmak için Comics Art Museum’ün yolunu tuttuk.




Müzenin girişinde bilet aldığımız görevli, Türkiye’den geldiğimizi öğrenince bizi de biraz şaşırtarak birden Türkçe konuşmaya başladı. Türkiye’yi çok sevdiğini ve bu ülkeye büyük bir sempatisi olduğunu, bu nedenle Türkçe öğrenmeye çalıştığını anlattı.




Comics Art Museum, Brüksel’in merkezinde yer alan ve “9. sanat” olarak kabul edilen çizgi roman kültürüne adanmış önemli bir müze. Müzede, Belçika’nın dünya çapında ünlü çizgi roman geleneğini oluşturan eserler(Tenten, Şirinler, Red Kit gibi karakterler dahil) tarihsel gelişimiyle birlikte sergileniyor. 




Çizgi Roman Sanatı Müzesi (Comics Art Museum), yalnızca sevdiğimiz çizgi roman karakterlerinin ortaya çıkış hikayelerini değil, aynı zamanda günümüzde bu alanda çalışan sanatçıların eserlerini de sergileyen önemli bir sanat merkezi. Çizgi sanatına dair atölye çalışmalarının da yapıldığı bu müzede, hem tarihsel hem de güncel üretimi bir arada görme imkanı buluyorsunuz. 




Bir yandan müzedeki birbirinden ilginç ve değerli eserleri gezerken, diğer yandan farklı bir salonda devam eden atölye çalışmalarına da tanıklık edebiliyorsunuz. Müzenin alt katındaki mağazada ise çocukluğumuzun sevimli karakterlerini içeren kitap, dergi ve çizgi romanlarını satın almak mümkün.




Burada küçük bir hatırlatma yapmam da gerekiyor. Brüksel’i ziyaret ettiğinizde çizgi roman karakterlerinin izini sürmek isterseniz, çocukluğumuzun kahramanlarına ait figürlerin sergilendiği Brussels Comics Figurines Museum’ü ziyaret etmeyi ihmal etmeyin. Biz maalesef saati kaçırdığımız için bu güzel müzeyi ziyaret edemedik.




Brüksel gezimizle ilgili olarak, bu şehre gelmeden önce gezip görülmesi gereken yerler hakkında bilgi edinmek için bazı sayfaları ziyaret etmiştik. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki, iyi niyetli ve bilgilendirici içerikler dışındaki kişisel deneyimlere ve yorumlara çok da takılmamak gerekiyor. Çünkü çoğu yorumun aksine Brüksel’de gezilecek ve görülecek çok fazla seçenek var.





Neyi öncelediğinize, içinde bulunduğunuz ana ve karşılaşacağınız sürprizlere göre gezinizin şekilleneceğini, izlediklerinizle ya da okuduklarınızla birebir aynı deneyimi yaşamayacağınızı aklınızdan çıkarmamanız gerekir. Bu nedenle tamamen kendi planınıza odaklanıp adımlarınıza güvenmenizde fayda var.




Passerelle Tondo (Halka Köprü)  

Şimdiki durağımız ise şehrin en ikonik ve orijinal simgelerinden ve şehrin en ilginç modern mimari yapılarından biri olan Passerelle Tondo adlı halka biçiminde tasarlanmış yaya köprüsü. 



Bu ilginç yapı tarihi ve eski bir bina olan Belçika Federal Parlamentosu ile modern Forum binasını birbirine bağlıyor. İki bina arasında sıkışmış dev bir halkaya benzeyen bu yaya köprüsünün dış yüzeyi ise çevredeki binaları yansıtıyor. 



Şehrin en önemli modern mimari yapılarından biri olan bu yapının bulunduğu cadde bulunan yapılar ve halka köprü hem modern hem de estetik yapısıyla meraklıları için fotojenik bir görüntü sağlıyor.




Brüksel Parkı

Kraliyet Parkı olarak da adlandırılan, şehrin merkezinde olmasına rağmen insana şehirden uzaklaşmış hissi veren; adımları beton zeminden toprağa taşıyan bu yeşil alanda, Brüksel’in nefes alma noktalarından birindeyiz. Banklarda dinlenenler, çimenlerde güneşlenenler, yürüyüş yapanlar, arkadaş gruplarıyla sohbet edenler, kitap okuyanlar, kendi halinde uzanıp kulaklığındaki müziğin ritmine kapılanlar... Parkın çevresindeki iş merkezlerinden çıkıp kravatlarını gevşeten, ceketlerini çıkararak kendilerini bu dingin atmosfere bırakanlar da burada. 






Şehrin farklı ritimlerinden gelen herkes, sanki bu ortak dinlenme alanında buluşmuş gibiydi. Parkın sonunda ise Brüksel Kraliyet Sarayı (Royal Palace of Brussels) tüm ihtişamıyla bizi karşıladı.






Sanat Tepesi

Günümüzün son durağı olan Mont des Arts, yani Sanat Tepesi'ne geldik. Kraliyet Sarayı'nın bulunduğu üst bölüm ile şehrin tarihi ve turistik kalbi sayılan Grand Place arasında yeşil ve canlı bir bağlantı kuran bu alan; Kraliyet Kütüphanesi, Kongre Merkezi ve Ulusal Arşiv gibi önemli yapılarla çevrili. Harika peyzajı ve etkileyici manzarasıyla Brüksel'in en keyifli duraklarından biri.




Burada merdivenlere oturup bir sokak müzisyeninin melodilerine kapılmak ya da yakındaki mekanlardan aldığınız bir bira eşliğinde, basamaklara uyumlu şekilde tasarlanmış sandalyelerde şehrin ritmini izlemeye koyulmak ayrı bir keyif. 




Tarihi yapıların görkemiyle modern binaların uyum içinde bir araya geldiği manzarayı seyretmek için yüzlerce kişi bu alandaydı. Brüksel'in geçmişiyle bugünü arasında kurduğu zarif dengeyi en iyi hissedebildiğimiz yerlerden biri de hiç kuşkusuz burasıydı.






11 Mayıs 2025 Pazar

BİR BİRA, BİR ŞEHİR: SARAYBOSNA'DA ALTERNATİF MEKANLARIN PEŞİNDE

Bir bira sever olarak, gittiğim her ülkede o ülkeye özgü biraları denemeyi bir gelenek haline getirdim. Bazı yerlerde ise bu konuda hoş sürprizlerle karşılaşıyorum; kimi mekanlar kendi lisanslı biralarını üretiyor ve bu özel tatları yalnızca orada deneyimleme şansınız oluyor. Bosna-Hersek gezimizde de bu geleneği sürdürerek biraların ve mekanların izini sürdük. Başkent Saraybosna’da, şehrin sembollerinden biri olan bira fabrikasını ziyaret ettik. Yalnızca fabrikanın tarihi atmosferini solumakla kalmadık, burada üretilen biraların tadımını da gerçekleştirdik. Hemen fabrikanın yanındaki şık bir mekanda oturup, biralarımız eşliğinde bir Saraybosna akşamının tadını çıkarmak ise gerçekten çok keyifliydi. Şimdi ise biralar ve mekanlar hakkında birkaç tüyo paylaşma zamanı…




İlk durağımız: Saraybosna Bira Fabrikası (Sarajevska Pivara)

1864 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde kurulan bu fabrika, Bosna-Hersek’in ilk modern sanayi tesislerinden biri olma özelliğini taşıyor. Günümüzde hala üretime devam eden bu tarihi fabrika, Saraybosna’nın önemli simgelerinden biri.



Fabrikanın önünden geçerken kamyonlara kasa kasa biraların yüklendiğine tanık oluyoruz. Bira üretiminde kullanılan meşhur kaynak suları sayesinde, Saraybosnalılar arasında "Sadece birası için değil, suyu için bile gidilir" şeklinde esprili bir söylem oluşmuş.



Fabrikanın içinde yer alan müze ve restoran, ziyaretçilere tarih ve lezzeti bir arada sunuyor. Gerçekten keşfedilmeyi bekleyen özel bir durak...




Ve işte... Pivnica HS’in kapısından içeri adımınızı attığınız anda şık bir atmosfer karşılıyor sizi. Sarajevska Pivara’nın zengin menüsünden seçtiğiniz enfes biraları yudumlarken, mekanın ruhuna uygun müzikler muhabbetinize eşlik ediyor. Leziz yemeklerin kokusu ise adeta büyülüyor.



Favori biramız mı? Kesinlikle Tamno Dark!


İkinci durağımız: La Cava Sarajevo


Sokak ruhunu doyasıya kadar hissedeceğiniz, Başçarşı ve Ferhadija Caddesi’ne yalnızca birkaç adım mesafede konumlanmış, adeta Saraybosna’nın kalbinde atan bir nokta. Burada bir bardak "Sarajevska lager" eşliğinde biraz soluklanmak, gelip geçenleri izleyerek şehrin ritmine kulak vermek çok keyifli.





La Cava’nın playlist’inden yükselen efsane şarkıların melodileri ardından modern seçkilerle çalınıyor kulağınıza. Bu müzikler, şehrin geçmişle bugünü harmanlayan dokusuna adeta fon müziği oluyor. 




Yakınlarında camiler ve farklı ibadethaneler bulunmasına rağmen, sokaklara taşan bistrolarıyla La Cava, Saraybosna’nın hoşgörü dolu yapısını gözler önüne seriyor. Müslüman kimliğinin yoğun hissedildiği bu bölgede böyle özgür ve samimi bir bara rastlamak, şehrin renklerinin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.




Eğer siz de bu taş sokaklarda dolaşırken küçük bir mola vermek isterseniz ve şehrin dokusundan da kopmak istemiyorsanız, La Cava iyi bir adres...

Üçüncü durağımız: Sophie's Garden





Şehrin ruhunu hem sabah hem akşam yaşayabileceğiniz bir diğer güzel mekan: Sophie's Garden. Sabah saatlerinde kahvelerini yudumlayıp gazetelerine göz atan Saraybosnalılarla dolu. Akşamları ise şaraplarını veya biralarını yudumlayan insanların oluşturduğu keyifli bir ortam sizi bekliyor burada.




Mekanın personeli sıcacık ve güler yüzlü. İlk andan itibaren kendinizi rahat hissetmeniz için ellerinden geleni yapıyorlar. Caddeye bakan bistro masalarına kurulup, şehrin akışını izlerken Sophie's Garden’ın huzurlu atmosferine kapılmamak mümkün değil.




Konumu da oldukça etkileyici; Franz Ferdinand’ın suikasta uğradığı tarihi noktaya çok yakın. Yani burası yalnızca bir kafe değil, aynı zamanda Saraybosna'nın tarih kokan sokaklarının tam kalbinde bir soluklanma noktası.



Şehirle bağınızı hiç koparmadan küçük molalar vermek için harika bir adres.




Saraybosna'da elbette saydıklarım bunlarla sınırlı değil. Özellikle yaz aylarında hareketlenen barlar sokağı ve şehrin dört bir yanındaki Yugoslav esintili, her biri farklı karakterdeki bar ve eğlence mekânlarını da keşfetmenizi öneririm.


Teşekkürler Dünya!






Not: 


-  Alkollü içeceklerin fazlası sağlığa zararlıdır. 
- 'İçki içmek' yerine 'alkol almak' deyimini kullanmak politiktir.
-  Alkolizm ile mücadele ile alkollü içki tüketme kültürü ile mücadele farklı şeylerdir.
-  Bar, Birahane, Pub ve Meyhane gibi mekanlar bir kültürün parçası mekanlardır.
-  Her içki içen insan kötü insan değildir, hiç içki içmeyen insanlar da çok büyük kötülükler yapabilir.

7 Aralık 2024 Cumartesi

STUTTGART VE ÜZÜM BAĞLARI: TARİHTE BİR YOLCULUK

Almanya denildiğinde akla genelde bira gelir. Ancak Stuttgart ve çevresinde durum biraz farklı. Yüzyıllar öncesine uzanan bu bölgedeki gelenek, Romalıların üzüm bağları yetiştirmesiyle başlamış. Stuttgart, üzüm bağları açısından oldukça zengin bir geçmişe sahip ve günümüzde 17.5 hektardan fazla üzüm bağıyla bu gelenek devam ediyor. İlginç bir şekilde bu bağların çoğuna toplu taşıma kullanarak ulaşmak oldukça kolay.

Aybars Dağ



Untertürkheim’dan Başlayan Yolculuk

Gezimiz, Stuttgart’ın Untertürkheim bölgesinde başladı. Bu, Smart City Solutions programımın bir parçası olarak yapılan bir keşif gezisiydi. Gezinin amacı, hem bölgeyi daha yakından tanımak hem de şehri öğrenmekti. Hocamızın rehberliğinde Untertürkheim’ın dar ve etkileyici sokaklarında yürüyüşümüze başladık.


Evlerin arasından geçerken, eski ve yeninin bir arada nasıl sunulduğunu görmek oldukça ilgi çekiciydi. Örneğin, bir sokağın bir kısmı taş döşemelerle kaplıyken, diğer kısmı asfalttı. Hocamız, bu durumun bölgedeki geçmiş ve geleceği bir arada göstermek için yapıldığını anlattı.



Yol Üzerindeki Sürprizler

Yürüyüş sırasında, eski zamanlardan kalma bir dinlenme alanına rastladık. Bu alan, taşlardan yapılmış olup üzerindeki amblemler Untertürkheim bölgesini temsil ediyordu. Eski zamanlarda burada geçen yolcular, eşyalarını taşın üzerine koyarak dinlenirlermiş. Günümüzde de bu tarihi alan korunmaya devam ediyor.



Üzüm bağları ise yürüyüşün bir diğer büyüleyici detayıydı. Yol boyunca birçok farklı türde üzüm bağıyla karşılaştık. Ne yazık ki çeşitlerin tam sayısını öğrenemedim, ancak birkaç üzümün tadına bakma fırsatı buldum ve gerçekten leziz olduklarını söyleyebilirim.



Grapkapelle: Aşk ve Tarihin Buluştuğu Nokta

Yürüyüşümüzün sonunda Grapkapelle’ye ulaştık. Baden-Württemberg eyaletinin kralı tarafından yaptırılmış olan bu şapel, aşk ve tarihin simgesi olarak dikkat çekiyor. Şapel, Almanya ile Rusya arasındaki iyi ilişkilerin bir sonucu olarak bölgeye gelen Rus prenses Katherina’nın anısına inşa edilmiş. Prensesin erken yaşta ölümü üzerine kral, onun anısını yaşatmak için bu gösterişli şapeli inşa ettirmiş. Günümüzde bu bölge “Aşk Tepesi” olarak biliniyor ve ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Şapelin tasarımı oldukça etkileyici ve içinde iki aşığın mezarı bulunuyor.







Stuttgart’a Yükseklerden Bakış

Şapelden şehrin belirli kesimlerini görme fırsatımız oldu. Bu yükseklikten Mercedes-Benz’in birçok tesisini görmek mümkün. Stuttgart, Mercedes-Benz’in doğduğu şehir olarak biliniyor ve firma hâlâ bu şehirdeki ana merkezinden çalışmalarını yürütüyor.



Bu gezi, sadece Stuttgart’ın tarihi ve kültürel zenginliklerini değil, aynı zamanda üzüm bağlarıyla olan bağını da görme fırsatı sundu. Eğer bir gün Stuttgart’a yolunuz düşerse, Untertürkheim çevresinde bir yürüyüş yaparak bu eşsiz bölgeyi keşfetmenizi şiddetle tavsiye ederim.

 



Kaynak: https://movingtostuttgart.com/vineyards-wineries/



AYVALIK'TAN EGE'NİN KARŞI KIYISINA: MİDİLLİ ADASI

Bu yazıyı yazmak için neden bu kadar beklediğimi ben de bilmiyorum. Belki de şehir dışı ya da yurt dışı gezilerine kısa bir ara vermiş olmam...