Nizami Caddesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nizami Caddesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2025 Salı

KARADENİZ'DEN HAZAR'A ATEŞLER ÜLKESİNDE: AZERBAYCAN'DA GOBUSTAN VE ABŞERON TURU

Bu bölümde Azerbaycan gezimizin en heyecanlı gününe geldik. Ülkeye gelmeden önce bir tur firmasından satın aldığımız Gobustan (Kobustan ya da Qobustan) - Abşeron Turu ile Azerbaycan’ın doğal, tarihi, kültürel ve modern yüzünü sekiz saat süren, oldukça keyifli ve hareketli bir turla keşfe çıktık. Bir yandan bu zengin toprakların masalsı ve rivayetlerle örülü gizemli hikayelerini dinlerken, diğer yandan da doğal güzelliklerini yakından görme fırsatı bulduk.


Qobustan-milli-park.jpg

Nizami Caddesi'nde Sabah Saatleri

Hızlı bir kahvaltının ardından, bir gün önce bizimle paylaşılan Nizami Caddesi’ndeki konumda rehberimizle buluşuyoruz. Aracımızın bulunduğu caddeye doğru ilerlerken, Nizami Caddesi’nin sabahın erken saatlerindeki sakin halini de görme fırsatı buluyoruz. İş yerlerine gitmek için acele eden birkaç insan dışında, caddenin genelinde sessizlik hakim. Akşam saatlerindeki o canlı atmosferden, kalabalıktan ve mekanlardan yükselen müzik seslerinden ise eser yok. (Azerbaycan seyahatimizin diğer bölümünü okumak için buraya tıklayabilirsiniz.)



Günün İlk Durağı Bibiheybet Camii

Bugün Bakü’den biraz uzaklaşacağız. İlk durağımız, Bakü merkezine yaklaşık yirmi dakika mesafede yer alan tarihi Bibiheybet Camii. Azerbaycan, İran’dan sonra nüfusunun çoğunluğunu Şii Müslümanların oluşturduğu bir ülke. Ancak Azerbaycan toplumu mezhepsel çatışmalardan uzak, ılımlı ve hoşgörülü bir dini yapıya sahip. Şii ve Sünni topluluklar aynı camide birlikte ibadet edebiliyorlar; tıpkı Bibiheybet Camii’nde olduğu gibi. Ülkenin laik bir idari yapıya sahip olması ve toplumda sekülerliğin yaygın olması da bu uyumun en önemli dayanaklarından biri.




Bibiheybet Camii, Bakü’de Hazar Denizi kıyısında yer alıyor. Hz. Muhammed’in soyundan geldiğine inanılan Ukeyma Hanım’ın türbesi üzerine 13. yüzyılda inşa edilmiş kutsal bir yapı. Şirvanşahlar döneminde yapılan cami, halk arasında şifa ve dileklerin kabul edildiği manevi bir ziyaret yeri olarak tanınmış. 1936’da Sovyet yönetimi tarafından yıkılmış, Azerbaycan’ın bağımsızlığından sonra 1990’larda aslına uygun biçimde yeniden inşa edilmiş. Bugün ise hem ibadet mekanı hem de turistik bir simge olarak Bakü’nün en önemli tarihi duraklarından biri.




Bibiheybet Camii’nin bulunduğu kasabanın dokusu da oldukça dikkat çekici. Bakü’deki yeşillikler burada yerini sarı tonların hakim olduğu, çölü andıran bir bitki örtüsüne bırakıyor. Ayrıca bölgede daha geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğünü hemen hissediyorsunuz. Bibiheybet Camii, Bakü’nün en önemli dini ve turistik mekanlarından biri olsa da hakiki dokusunu kısmen kaybetmiş olmasının etkisiyle olsa gerek, tarihle harmanlanmış mistik atmosferini çok yoğun bir şekilde hissetmek mümkün olmuyor. Yine de fotoğraf çekmek ve bulunduğu noktadan Bakü Körfezi’ne doğru uzanan manzarayı izlemek için kesinlikle gezilmeye değer bir yer.



Gobustan Rayonu'na Doğru

Yeniden yola koyuluyoruz ve Bakü Körfezi’nin güneybatısından uzanan otoyolda, Hazar Denizi’ni solumuza alarak Gobustan Rayonu'na doğru yaklaşıyoruz. Bakü’den yaklaşık bir saat uzaklıkta bulunan bu kentin hemen yakınlarındaki çamur volkanlarını görmeye geliyor şimdi sıra. Ancak çamur volkanlarına ulaşmak öyle pek kolay değil. Yolun bu kısmında, arazi tipi ya da araziye uygun eski model çoğu Rus yapımı araçlarla adrenalin dolu bir safariye çıkmak için tur aracımızdan iniyoruz.




Biraz erken davranabilseydim, çok merak ettiğim 4x4 Lada Niva’lardan birine binmek isterdim. Ancak başka bir yerde binme ihtimalimin oldukça düşük olduğu, bir dönem Sovyetler’in moda otomobillerinden biri olan Lada 2107 ya da Azerbaycan'da halkın taktığı ismiyle "Nolyeddi 07"  modeline biniyoruz.




Toz toprak içinde, hoplaya zıplaya, aracın içinde sağa sola savrularak çıplak bir arazide yaklaşık 15–20 dakika sürecek yolculuğumuz başlıyor. Adeta bir çöl safarisi gibi, çorak arazilerden ve yer yer volkan tepelerinin arasından aracın gidebildiği son hızla ilerliyoruz. Araçta, tur sırasında tanıştığımız ve Hindistan’dan geldiğini söyleyen bir arkadaşımız da bizimle birlikteydi. Onunla arka koltukta oturuyorum. 




Araç zıpladıkça şoförün bozuk koltuğu sürekli geriye yatıyor, ben de bacaklarımla ittirerek koltuğu sabit tutmaya çalışıyorum. Araç, bu arazide ve bu hızla giderken adeta dağılacakmış gibi hissettiriyor. Zaman zaman lastikler toprak zeminde kayıyor ama bu arazilere alışkın şoför gülümseyerek, bize yakın zamanda patlayan bir volkandan bahsederek yoluna son sürat devam ediyor.




Ateşler ülkesinde, yerin altı deyim yerindeyse fokur fokur kaynarken, biz de yer kabuğunun belki de en yumuşak yüzeyinde sanki dans ediyoruz.

Çamur volkanlarının bulunduğu alanda aracımızdan iner inmez, bulunduğumuz yerin atmosferini ilerleyen zamanlarda yeniden hissedebilmek ve hatırlayabilmek adına fotoğraf ve video arşivimize yenilerini eklemeye koyuluyoruz. Burası gerçekten oldukça ilginç bir bölge. Küçük volkan tepeciklerinin her biri, sürekli olarak sulu ve çamurlu kabarcıklar püskürtüyor. Başlangıçta bu çamurlu yapıya dokunduğumuzda sıcaklık hissedeceğimizi düşünmüştüm; ancak içerisindeki metan gazının, yüzeye çıkan çamurlu sıvıyı soğuttuğunu öğreniyoruz.


                                   


Volkanik çamur materyallerinden oluşan çamur volkanları; çamur, gaz, kaya parçacıkları ve su püskürten küçük tepeciklerden meydana geliyor. Bu doğal oluşumların benzerleri, Kobustan’daki farklı alanlara da yayılmış durumda. Bölgedeki bazı noktalarda ise turizmi canlandırmak amacıyla konaklama tesisleri inşa edilmeye başlanmış. Ayrıca, çamur banyosu yapanların ardından Hazar Denizi’nin sularında yıkanmalarının da geleneksel bir ritüel olduğunu öğreniyoruz.




Bizi çamur volkanlarına götüren taksi şoförlerinden biri, metan gazının yoğunluğunu göstermek için çakmağını çıkarıp küçük bir tepecikten fışkıran tabakayı ateşliyor. Alev bir anda beliriyor ve gazın gerçekten ne kadar yoğun olduğunu gözlerimizle görüyoruz. Çamur tabakasını şişelere doldurup yanında götürmek isteyen çok sayıda kişinin olduğunu da öğreniyoruz. Etrafta gördüğümüz boş pet şişelerin nedenini böylece anlamış oluyoruz.



Biz de merakımıza yenik düşüp ellerimize bir miktar volkanik çamur tabakasından sürüyoruz. Rehberimiz, bu çamurun cilde iyi geldiğine inanıldığını ama yan etkilerinin olup olmadığının tartışmalı bir konu olduğunu söylüyor. Böylece kesinliği pek olmayan bir doğal tedavi efsanesini de paylaşılacak bilgi listemize eklemiş oluyoruz.



Yeniden arazideyiz, safari devam ediyor. Toz dumana karışıyor. Hava sıcaklığı yüksek, dolayısıyla aracın içi de oldukça bunaltıcı. Bu eski model araçta klimayla serinleme şansımız elbette yok. Şoför, lastiklerden yükselen toz dumanının içeriye girmemesi için çevirmeli kolla çalışan camları kapatmamızı söylüyor.




Sovyetler sanki bu aracın üzerine çöküvermiş gibi, yorgun kaportasından gıcırtılı sesler yükseliyor. Vites kolu, engebeli arazinin yarattığı titreşimle sanki birazdan yerinden çıkıp gökyüzüne fırlayacakmış gibi duruyor. Arazinin en sert noktalarında soluk soluğa kalan motor ise adeta öksürük krizine girmiş yaşlı bir adamı andırıyor. Tüm bu detaylar, yolculuğa bambaşka bir karakter kazandırıyor.



Bir süre sonra, tur aracımızın bizi beklediği ana yola yeniden ulaşıyoruz. Araçtan indiğimizde sanki hafif bir sarhoşluk hali içerisindeyiz. Derin bir nefes alıp birbirimize bakıyoruz. Tüm bunları yaşamış olmanın, güzel bir macerayı daha anılarımıza eklemenin mutluluğu üzerimizde. Bizimle birlikte hareket eden diğer tur yolcularıyla “Bu neydi yahu!” der gibi şaşkın ve neşeli yüz ifadeleriyle birbirimize bakıp gülümsüyoruz.



Gobustan (Kobustan ya da Qobustan) Milli Parkı

Çamur Volkanları’ndan sonraki durağımız Gobustan Milli Parkı oluyor. Burası bir açık hava müzesi. Gobustan, son derece ilginç ve gerçekten görülmeye değer tarihi bir yer. Tahminlere göre 50.000 yıl öncesine ait kaya resimlerinin ve taşların üzerine işlenmiş sanat eserlerinin sergilendiği bu alan bize taş yapısı ve oyuntularıyla da bir bakıma Kapadokya Açık Hava Müzesi’ni andırıyor.





Parkta, eski dönemlerden kalma taş oymalar, av sahneleri, çeşitli dini ritüelleri yansıttığına inanılan çizimler, insan ve hayvan figürleri gibi birbirinden ilginç ve tam olarak tarihlendirilemeyen kültürel miras örnekleri sergileniyor. Burası ayrıca UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alıyor.





Eşsiz güzellikteki Hazar Denizi manzarasının da eşlik ettiği bu alanda dolaşmak, binlerce yıl öncesine ait çizimleri yakından görmek ve bugünün bilgi birikimi ve değer yargılarıyla onları anlamlandırmaya çalışmak hem büyüleyici hem de son derece keyifli bir deneyim oluyor.




Üst Paleolitik (M.Ö 50000-10000) döneme tarihlenen bölge, Azerbaycanlı arkeolog İshaq Caferzade tarafından 1939 yılında bulunmuş. İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk gelen bu dönemde kazı çalışmaları ilerleme fırsatı bulamasa da, 1947 yılı itibarıyla kesintisiz devam etmiş. 6000 civarında petroglif (kaya üzeri tasvir) 20 civarında yaşam alanı ve 40 kurgandan oluşan buluntuyla sonuçlanan kazılar neticesinde bu alan 2007 yılında  UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi dahil edilmiş. (1)


Öğle yemeğini yemek için yeniden Bakü'ye dönüyoruz. Kent merkezinde mola verdiğimiz restoranda Azerbaycan'ın geleneksel yemeği Şah pilavını ve Hazar Denizi'nden çıkan Nere (Mersin) Balığı'nı tadıyoruz. Yemekten sonra turumuza Bakü ve çevresini de kapsayan Abşeron Yarımadasında devam ediyoruz.



Yanardağ

Azerbaycan yazılarımda sık sık kullandığım bir ifadeyi bir kez daha tekrar edeceğim belki ama “Ateşler Ülkesi” tanımı bu ülkeyi en iyi şekilde özetliyor. Öyle ki ateş, burada yalnızca doğal bir oluşum değil; aynı zamanda bu coğrafyanın yaşam biçiminden eski inanışlarına kadar uzanan en güçlü sembollerden biri. 




İlk durağımız, Bakü yakınlarındaki Yanardağ oluyor. Yanardağ, Abşeron Yarımadası’nda yer alan volkanik bir alan ve özelliği yer altından çıkan doğal gazların sürekli olarak yanması. Sönmeyen bu alevlerin nasıl, ne şekilde ya da kim tarafından ilk kez ateşlendiği kesin olarak bilinmiyor. Kimilerine göre bir yıldırım çarpmasıyla, kimilerine göreyse bölgeden geçen gezginlerin tutuşturmasıyla gaz alev almış ve o günden bu yana hiç sönmemiş.




Sanki koca bir dağ kütlesinin içi gazla doldurulmuş ve o gaz tükeninceye dek yanmaya devam edecekmiş gibi bir görüntü var. Yanardağ’ın bulunduğu alanda küçük bir amfi, bir kafe ve kısa sürede gezilebilecek bir müze bulunuyor. Amfinin en üst basamağında bile alevlerin sıcaklığını hissedebiliyorsunuz. 




Ateşin çıktığı noktaların çevresinde çok sayıda bozuk para göze çarpıyor. Rehberimizden, burada dilek dileyip ateşe bozuk para atma ritüelinin yaygın olduğunu öğreniyoruz. Yıllardır hiç sönmeden yanan bu ateşlerin, 20–30 yıl içinde yer altındaki gazın tükenmesiyle birlikte sönmesi bekleniyor.

Ateşgah Mabedi

Yanardağ’dan ayrılıp, sönmeyen ateşlerin yandığı bir başka önemli mekana doğru yola koyuluyoruz. Bu kez Bakü’nün kenar mahallelerinden geçiyoruz. Şehrin ana caddelerinde hiç görmediğimiz kadar çok sayıda şehit fotoğrafı, binaların dış cephelerine asılmış durumda. 2. Karabağ Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin anısına oluşturulan anma evleri, dernekler ve vakıflar da yol boyunca karşımıza çıkıyor. Bu manzara, savaşlarda canıyla bedel ödeyenlerin kimler olduğu, hangi sınıfsal kesimlerden geldikleri konusunda da insana kabaca bir fikir veriyor.




Ateşgah’a geliyoruz. Dünyadaki üç Zerdüşt tapınağından biri olan Ateşgah Mabedi, tarihi ve manevi değeri oldukça yüksek bir mekan. Günümüzde Bakü’nün en önemli turizm noktalarından biri haline gelmiş durumda. Rehberimiz, bu dini yapının Hint mabedlerinin yapısal özellikleriyle büyük benzerlik taşıdığını anlatıyor. Öyle ki, turumuzda yer alan Hindistanlı ziyaretçilerden bazılarının burada dini ritüellerini sergilediklerine de şahit oluyoruz.





Mabedin tam ortasında sönmeyen kutsal ateş yer alıyor. Günümüzde bu ateş, doğal gazla yanmaya devam ediyor. Mabedin merkezinde yanan ateşin çevresindeki odalarda ise geçmiş dönemlerde Zerdüştlüğün nasıl yaşandığını canlandıran figürler ve maketler bulunuyor. Odaların bir kısmı da eski eserlerin sergilendiği küçük müze alanlarına dönüştürülmüş durumda.




Ateşgah’ın, bölgede çıkan doğal gazın sürekli yandığını fark eden Hindistanlı tüccarlar tarafından inşa edildiği biliniyor. Zamanında Bakü’yü ziyaret eden seyyahlar, eserlerinde buradaki ateşin hiç sönmediğini ve mabette Hindistan’dan gelen dervişlerin ibadet ettiklerini anlatmışlar. Günümüzde müze olarak hizmet veren Ateşgah’ta, hem Azerbaycan tarihinin farklı dönemlerine ait eserler hem de dervişlerin ibadet sahnelerini betimleyen maketler sergileniyor. Her gün çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan Ateşgah’a, özellikle Hint turistler büyük ilgi gösteriyor.






Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nde Günü Bitirirken

Turumuzun son durağına gitmek üzere yeniden yola koyuluyoruz. Gün yavaş yavaş sona yaklaşırken, yalnızca 20 dakikalık bir fotoğraf molası vereceğimiz Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ne geliyoruz. Azerbaycan’ın modern mimarisinin en özel örneklerinden biri olan bu yapı, gerçekten de son derece etkileyici bir tasarıma sahip.




Ancak bu kez içeriye girmeyeceğimiz için, şimdilik sadece belki de dünyanın en özgün modern mimari eserlerinden biri sayılan bu binanın ve onu çevreleyen zarif peyzaj alanının fotoğraflarını çekmekle yetiniyoruz. Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ni gezebilmek için ise Bakü’deki son günümüzü ayırmaya karar veriyoruz.




Kobustan–Abşeron turumuzu sonlandıracağımız başlangıç noktasına doğru ilerlerken, Bakü’nün daha önce görmediğimiz cadde ve bulvarlarını da keşfetme fırsatı buluyoruz. Akşam saatlerinde trafik yoğun ve insanlar yavaş yavaş şehrin kalbine doğru akıyor. Biz de gün boyunca birlikte dolaştığımız rehberimiz ve diğer yol arkadaşlarımızla vedalaşıp, yeniden Nizami Caddesi’nin kalabalığına karışıyoruz.




Teşekkürler Dünya! 



 



Kaynakhttps://www.rehbername.com/kesfet/gobustan-kobustan-milli-parki



26 Ekim 2025 Pazar

KARADENİZ'DEN HAZAR'A ATEŞLER ÜLKESİNDE: BAKÜ (I. BÖLÜM)

Cebimizde sadece gidiş-dönüş Kıbrıs uçak biletleri vardı. Aslında planımız aylar öncesinden belliydi. Bu yaz buralarda ne güneşin ne de denizin keyfini doya doya yaşayabildik. Denizin günlerce buz kesmesi, kıyılardaki çevre kirliliği, aşırı kalabalık ve orman yangınlarıyla geçen günler… Tüm bu tatsızlıklar, yaz mevsimini sanki adını bilmediğimiz, kötülükleriyle meşhur beşinci bir mevsim gibi hissettirdi. Henüz kış kapıya dayanmamışken bir nebze olsun Akdeniz'de yazı yakalamak, biraz deniz, biraz güneş biraz da adada henüz görmediğimiz köşeleri keşfetmek bize iyi gelecekti. Ama bir yandan da içimizde dizginleyemediğimiz bir kıpırtı vardı. Aklımızın bir köşesinde "acaba başka bir ülkeye mi gitsek" diyen o ses sürekli yankılanıp duruyordu. Hatta bir ara Kıbrıs planını tamamen iptal etmeyi bile düşündük. Çünkü bu kez farklı sınırları aşma isteği ağır basıyordu. Gitmeyi planladığımız ülkeler arasında bize hem coğrafi hem de kültürel anlamda en yakın olanlardan biri öne çıkıyordu: Azerbaycan. Karar vermemiz saniyeler sürdü. Birden kendimi Ankara-Bakü uçak biletlerini satın alırken buldum. Planımızda küçük ve güzel bir değişiklik yaptık; önce Güney Kafkasya'ya ardından Akdeniz'e geçecektik. “Bir millet, iki devlet” mottosuyla özdeşleşen Azerbaycan’ın planımıza dahil olmasıyla birlikte, "iki bilet, iki devlet"e dönüşen yolculuğumuzun ilk durağı, 'Ateşler Ülkesi'nin başkenti Bakü oldu. Şimdi gelin, bu üç günlük serüvene birlikte çıkalım.

 


Bakü'ye Yolculuk: Hazar'ın Kıyısına Doğru

Ankara'dan başlayan ve yaklaşık 1 saat 50 dakika süren bir uçuşun sonunda Bakü'deki Haydar Aliyev Uluslararası Havalimanı'na iniş yaptık. İnişimiz akşam saatlerine denk geldi ve uçağın penceresinden baktığımızda bizi ilk olarak şehrin ve gemilerin tüm ışıklarını yansıtan Hazar Denizi (Gölü) karşıladı.




Hazar Denizi: Asya’nın Kalbindeki Dev Göl

Hazar Denizi, Asya’nın batısında yer alan ve dünyanın en büyük gölü olarak kabul edilen kapalı bir su kütlesi... Yüzölçümü yaklaşık 371.000 km², uzunluğu ise 1.200 kilometre civarında. Adı, tarih boyunca bölgede yaşamış Hazar Türklerinden geliyor. Hazar Denizi’nin etrafında Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Kazakistan ve Rusya bulunuyor. Bu beş ülke 2018 yılında 'Enerji Denizi' olarak da adlandırılan Hazar Denizi'nin hukuki statüsü konusunda bir anlaşmaya varmıştı. Petrol ve doğalgaz rezervleri açısından büyük bir ekonomik değere sahip olan bu göl, ayrıca balıkçılık ve ulaşım açısından da bölge ülkeleri için stratejik bir konumda.




Işıklar Şehri Bakü’ye İlk Bakış

Uçağın merdivenlerinden inerken ve havalimanı binasına geçerken edindiğimiz ilk izlenim, her yerin ışıl ışıl aydınlatılmış olmasıydı. Bu izlenimimiz, havalimanından şehir merkezine doğru yaptığımız yolculuk boyunca da devam etti. Ülkenin enerji kaynakları bakımından ne denli zengin olduğunu adeta gözler önüne serercesine, gece karanlığında anayol boyunca sağlı sollu sıralanmış aynı yükseklikteki taş renkli binalar ve birbirinden farklı, özgün tasarımlarla inşa edilmiş gökdelenler ışıklarla donatılmıştı. Her biri, Bakü’nün modern yüzünü ve enerjisini yansıtan bir gelecek vizyonunun parlayan yıldızları gibiydi.




Havalimanı ve İlk Kültürel İzlenimler

Havalimanı binası modern bir anlayışla tasarlanmış, mimari açıdan da oldukça gösterişli bir yapıydı. Yolcuları bilgilendiren ve yönlendiren levhalar ise tanıdık, hatta sempatik bir dilin harfleriyle yazılmıştı. Azerice ya da Azerbaycan Türkçesi olarak adlandırabileceğimiz bu dil, kültürlerin harmanının işaretlere yansımış bir hali gibiydi; Latin, Kiril ve Fars etkileri dile olduğu kadar yazıya da sinmişti. Ülkede bulunduğumuz günler boyunca bu kültürel çeşitliliği her yerde, güçlü bir uyum içinde hissettik.




Gümrükte İlk Karşılaşma

Azerbaycan’a vizesiz bir şekilde seyahat edilebiliyor. Gümrükten pasaportla ya da yeni çipli kimlik kartınızla kolaylıkla geçiş yapabiliyorsunuz. Gümrük görevlilerinin çoğunluğu kadınlardan oluşuyor ve Türkiye’den gelen yolculara karşı oldukça nazik, yardımsever ve güler yüzlü bir yaklaşım sergiliyorlar. Bu samimiyet, gezimiz boyunca neredeyse her yerde karşımıza çıktı.




Ayrıca ülkenin seküler toplumsal yapısı hemen fark ediliyor. Kadınların sosyal yaşamda son derece aktif ve görünür olması dikkatimizi çekiyor. Sokakta, iş hayatında, sanat ve diğer alanlarda kadınların güçlü varlığı hissediliyor. Ayrıca Azerbaycanlı kadınların bakım ve estetiğe verdikleri önem de göze çarpan bir diğer detay.  

Havalimanından Şehre Yolculuk

Havalimanından çıkar çıkmaz, ülkede oldukça yaygın olarak kullanılan ve en uygun fiyatlı ulaşım hizmetlerinden birini sunan Bolt uygulamasından taksi çağırmaya çalışıyoruz. Ancak e-sim o anda bir türlü aktif olamadığından bu planımızı rafa kaldırıp, daha fazla vakit kaybetmeden havalimanı otobüsüyle şehir merkezine gitmeye karar veriyoruz. Terminal binasından çıkar çıkmaz, şehir merkezine giden kırmızı renkli otobüsler hemen karşıdaki duraktan hareket ediyor. 



Bagajlarımızı teslim ettikten sonra biniş için “Kart geçiyor mu?” diye soruyorum. Şoförün bahsettiği kartın şehir içi ulaşımda kullanılan BakıKart olduğunu, kredi kartının “geçersiz” uyarısı vermesiyle anlıyorum. :) Şoför, “Bagajlar kalsın, kartı alıp gelin,” diyerek aracı bizim için bekletiyor. Neyse ki karşıdaki otomattan BakıKart’ı almak için yapılması gereken işlemleri, otomatın yanında bekleyen bir yolcunun hızlı yardımıyla hemen tamamlıyoruz. Bu ülkede Türkiye’den geldiğinizi anladıklarında yardım etmek için sizin rica etmenizi beklemiyorlar. Ve biz bunu ilk kez, o kart otomatının başında gülümseyen bir Bakülü sayesinde deneyimliyoruz.




28 Mayıs Meydanı’na Varış

Havalimanından şehir merkezindeki son durak olan 28 Mayıs Meydanı’na kadar süren yaklaşık 45 dakikalık yolculuk, Bakü’ye dair ilk izlenimlerimizin şekillendiği bir deneyim oluyor. Trafikte Türkiye’dekine benzer bir acelecilik hakim. Özellikle araçların tehlikeli ve hızlı biçimde şerit değiştirdiklerini sık sık gözlemliyoruz.




İki milyonu aşkın nüfusa sahip Bakü’de trafik genellikle yoğun; ancak zaman zaman akış yavaşlasa da tamamen durma noktasına gelmiyor. Yol kenarlarında dalgalanan Azerbaycan bayrakları ve “Qarabağ Azerbaycan’ındır” yazıları hemen dikkatimizi çekiyor.

Bayrakların Gölgesinde Bir Şehir

Azerbaycan demokratik bir ülke değil; otoriter bir yönetim anlayışı hakim. Ancak buna rağmen, devlet başkanı İlham Aliyev’in portrelerini sokaklarda ya da meydanlarda görmek neredeyse imkansız. Bunun yerine şehirde bayraklar, Karabağ zaferini simgeleyen sloganlar, şehit fotoğrafları ve kahramanlık temaları kamusal alanları süslüyor.




Bakü’nün Kalbi: 28 Mayıs Meydanı

28 Mayıs Meydanı’na ulaştığımızda otobüsten iniyoruz, şoförün tabiriyle “arka kapıdan düşüyoruz.” :) Bu meydan, Bakü’nün kalbi ve simgesel bir nokta. Adını, Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazandığı tarihten alıyor. Buradaki ilk izlenimimiz, sanki modern bir Avrupa kentine gelmişiz hissi oluyor.




Geniş bulvarlar Sovyet döneminin izlerini taşırken, bisiklet yolları, estetik heykellerle süslenmiş parklar, sıra sıra dizili butik kafeler ve mağazalar Avrupa rüzgarını estiriyor. Cam cepheli gökdelenler ise akla Dubai tarzı dikey mimari dokuyu getiriyor. Bakü, bu karışımıyla hem tanıdık hem de şaşırtıcı bir şehir izlenimi bırakıyor.

Tertemiz Bir Şehir

Bakü’de bulunduğumuz süre boyunca özellikle dikkatimi çeken ve ayrı bir parantez açmak istediğim bir diğer konu, cadde ve sokakların temizliği oldu. Ne anayollarda ne de ara sokaklarda yerde tek bir çöp ya da atık görmek mümkün değil. Şehrin bu tertemiz hali o kadar etkileyici ki, insan “caddeye uzansam, üzerime toz bile bulaşmaz” diye düşünüyor.




Azerbaycanlılar, Türkiye’de giderek büyüyen çevre kirliliği sorununu büyük ölçüde çözmüş görünüyor. Bunun en önemli nedeni, yaptırımı yüksek çevre yasaları ve tabii ki  cezalar. Şehri kirletmenin bedeli yalnızca yüksek para cezalarıyla sınırlı değil; kimi durumlarda kamu hizmeti ya da hapis cezası bile söz konusu olabiliyor.

Güvenli Bir Şehir Hissi

Bir diğer dikkat çeken konu ise Bakü’nün güvenli bir şehir olduğu hissi. Şehirde bulunduğumuz süre boyunca, kaldırımlarda ne kriminal bir tipe ne de rahatsız edici kalabalıklara rastladık. Gece geç saatlerde bile sokaklarda yürürken kendinizi huzurlu ve güvende hissediyorsunuz.




Arabaların camlarını açıp yüksek sesle müzik dinleme alışkanlığı kısmen var. Ancak çalınan şarkıların çoğunun Türkiye’de duyduğumuz daha doğrusu çoğu zaman maruz kaldığımız popüler şarkıların olması, aramızdaki kültürel yakınlığın biraz ironik bir yansıması gibi.

Nizami Caddesi: Bakü’nün Nabzı

Bakü’nün İstiklal Caddesi olarak anılan Nizami Caddesi, özellikle akşam saatlerinde şehrin en kalabalık ve en hareketli noktası haline geliyor. Sadece yaya trafiğine açık olan bu cadde boyunca kafeler, restoranlar, mağazalar ve eğlence mekanları sıralanmış durumda. Bir ucu Hazar Denizi kıyısına, bir ucu yeşil parklara ve kamu binalarına, diğer ucu ise İçerişehir’e yani Bakü’nün tarih kokan eski kentine açılıyor.




Hazar Kıyısında Akşam Yürüyüşü

Bavullarımızı otele bırakır bırakmaz kendimizi dışarı atıyoruz; kısa ama heyecanlı bir keşif turuna çıkma zamanı. Nizami Caddesi’nden geçip yönümüzü sahile çeviriyoruz. Bakü Bulvarı, Hazar Denizi kıyısı boyunca kilometrelerce uzanan, geniş ve bakımlı bir kordon.



Bulvar boyunca sahne gösterilerinin yapıldığı açık hava alanları, tiyatro salonları, yürüyüş parkurları ve yeşillikler içinde dinlenme noktaları uzanıyor. Dilerseniz denize nazır butik kafe ve restoranlarda mola verebiliyor, şehrin manzarasının tadını çıkarabiliyorsunuz. Akşamları Azerbaycan bayraklarının dalgalandığı geniş meydanlarda patenli gençlerin keyifli enerjisi tüm sahile yayılıyor.



Biz ise Hazar’ın kıyısında, tatlı bir esintiyle uzun bir yürüyüşe koyuluyoruz. Açıkta salınan gemiler, ıssız adalar ve ufukta yükselen petrol platformları arasında ilerlerken Bakü’nün modern yüzüyle deniz arasındaki o zarif dengeyi hissediyoruz. Kentin Hazar boyunca bir yay gibi uzandığı bu hatta dolaşmak, Bakü’yü tanımanın belki de en güzel ve en kolay yolu...


Bulvardan şehrin en önemli simgeleri olan Alev Kuleleri’nin ışıklı gösterisini izlemek de bu yürüyüşün unutulmaz anlarından biri oluyor. Bakü’deki ilk akşamımız, ertesi gün başlayacak olan şehir turunun adeta bir ön provası gibi. Şehrin tarihine, kültürüne ve hikayelerine dokunmak için sabırsızlanıyoruz.

Teşekkürler Dünya!




BARTIN'DA ŞİİR GECESİ: İLKYAZ ÖLÜMLERİ KONUŞULDU

Kitap Kardeşliği Bartın Topluluğu, Mart ayı etkinliği kapsamında Sarmaşık Kafe’de şiir ve edebiyat dolu bir geceye imza attı. Topluluk üyele...