Harika bir coğrafyada yaşıyoruz ama bu güzelliği gerçekten hak edip etmediğimizi pek sorgulamıyoruz. Buna benzer düşünceler kafamda dönüp dolaşırken, yağmuru da peşimize takıp Bartın’dan yola çıktık. İstikamet Filyos; aslında bu coğrafyada yaşayanların bile pek bilmediği, muhteşem Tios Antik Kenti. Üç bin yıllık taşların arasından geçerken yalnız tarihe değil, kendi içimize doğru da yürüdük. Sırtımızda Karadeniz, gözümüzde ise sisli Gali Dağı… Yağmurun acelesi var sanki; Karadeniz’in dalgalarıyla yarış halinde. Bu, sıradan bir doğa yürüyüşünün başlangıcı değil. Hafızayla, doğayla ve insanın kendi varlığıyla kurulan; asırlar öncesine uzanan, ölüler şehrinin kenarlarında hatırlanmayı bekleyen antik tiyatronun taşlarında sergilenmek isteyen modern zamanların küçük bir oyunu bu. Ama yaşadığımız bu zamanı pek sevemeyen, doğanın özüne dönmek isteyen; geçmişi anlamaya çalışıp tarih pusulasıyla yön bulmaya niyetli bizler içinse, tarifsiz ve muazzam bir deneyim.
Filyos'a Giderken
Gri bir gökyüzüne uyandığımız bir pazar sabahında, yeniden BARDOSK 74 (Bartın Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü) ekibiyle birlikte yollardayız. İncecik, sanki toprağı incitmekten korkar gibi yağan seyrek yağmur eşliğinde yaklaşık 35–40 dakikalık bir yolculuk yaptık. Saltukova kavşağından Filyos yönüne döndüğümüzde duble yol inşaatı, yeni yapılan köprüler, viyadükler ve beton asfalt karşılıyor bizi. Anlaşılan Filyos Vadisi Projesi epey hız kazanmış. Bu yemyeşil ovanın ucundaki vadinin kaderini artık sanayi ve ağır taşımacılık belirleyecek gibi görünüyor.Yeşile, bulutlu gökyüzününkini saymazsak, hiç yakıştıramadığım o sert beton griliği, görmeyeli buradaki her yanı tamamen esir almış. Bir zamanlar belki de mutlu bir ailenin en güzel günlerine tanıklık etmiş beyaz badanalı üç katlı bir ev ise şimdi yıkılacağı günü bekliyor; yapımı süren duble yolun sağ şeridini salonunun ortasında ağırlayacağı o ana sessiz bir hüzünle hazırlanıyor.
Gali Dağı'na Doğru
Filyos Beldesi merkezinden geçip yürüyüş parkurumuzun başlangıç noktasında son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yağmur iyice bastırdığı için bir süre yağmurluklarımızla ormanın içlerine doğru, yokuş yukarı yavaş yavaş ilerlemeye başlıyoruz. Temiz hava ve yemyeşil tabiatın büyüsü, bedenimizde ve ruhumuzda birikmiş tüm tortuları süpürmeye başlıyor. Hareket etmek ve nefes aldığını hissetmek ne büyük lütuf.
Bir an iş makinelerinin o rahatsız edici gürültüsü çalınıyor kulağıma. Bulunduğum yamacın kenarındaki çalılıkların arasından baktığımda iki yeni tünel inşaatını görüyorum. Altta, tabiata hükmetmeye kafasını koymuşların dev makineleri; üstte ise tabiata bir süreliğine de olsa teslim olmaya niyetli bir grup insanın adımları… Zıtlıkların benzeşmesi diyemeyeceğimiz kadar tuhaf bir manzara bu.
Sisin kendisi olduk, zirveye varmaya az kala… Telsiz kulesinin eteklerinde uzunca bir mola verdik. Çantalarımızda yol boyu taşıdığımız sıcak su, çay, kahve, yiyecek ve atıştırmalıklarla Filyos Havzası’nın keyfini sürdük.
Dönüşümüz epey maceralıydı. Dik yamaçlar, sık ağaçlık alanlar, kaygan çamurlu ve yapraklarla dolmuş su yolları, yosunlu taşlar, birbirimize el uzatarak geçtiğimiz zorlu patikalar…
1970’li yıllardaki petrol krizi sırasında, Batı Karadeniz’de Filyos Havzası’nda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ile Amerikalılar tarafından petrol aramak için açılan, bugün ise orman haritalarında bile izine rastlanmayan toprak bir yolda ayaküstü kısa bir mola verdik.
1970’lerde Batı Karadeniz kıyılarında özellikle Zonguldak–Filyos–Amasra hattında petrol ve doğalgaz arama çalışmaları yürütüldü. Bu faaliyetler doğrudan devlet eliyle değil, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı koordinasyonunda, Amerikan kökenli şirketlerle yapılan ortak ruhsat anlaşmalarıyla gerçekleştirildi. O dönemde Türkiye genelinde aktif olan Mobil Oil, Shell ve Amoco gibi büyük firmalar da bu sürecin içindeydi; Batı Karadeniz sahaları, bu geniş Türkiye portföyünün bir parçasıydı.
Aramalar Filyos Deltası, Zonguldak kıyıları, Bartın–Amasra çevresi ile Devrek–Çaycuma hattında yoğunlaştı. Sismik ölçümler, jeofizik taramalar ve sınırlı sayıda deneme sondajı yapıldı. Bazı noktalarda hidrokarbon izlerine rastlansa da bulunan rezervler küçük kaldı ve üretim ekonomik görülmedi. Bu nedenle 1970’lerin sonuna doğru Batı Karadeniz’deki kara sahaları büyük ölçüde kapatıldı. Ancak sonuç alınamayan bu çalışmalar, Karadeniz’in enerji potansiyeline dair ilk ciddi işaretleri veren girişimler olarak kayda geçti.(3)
Sona Yaklaşırken
Son etapta Filyos Vadisi olağanüstü görüntüsüyle karşımıza çıktı. Karadeniz, yamaçlarından zaman zaman binbir güçlükle indiğimiz dağın ardında kaldı. Artık Filyos Çayı kenarında bizi bekleyen aracımıza ulaşana kadar yaklaşık 13 kilometrelik bu tarih, kültür ve doğanın iç içe geçtiği parkuru tamamlayacaktık.
![]() |
Anayol nihayet gözüktü ve inceden akan bir derenin taşları arasından yol kenarına kadar indik. Derenin sularında çamaşır yıkar gibi, çamurla kaplanmış tozluklarımızı ve botlarımızı temizlemek zor olsa da eğlenceli bir anı olarak hafızamıza kazındı.
Bu parkurda bize Çaycuma Doğa Sporları ekibi rehberlik etti. BARDOSK 74 (Bartın Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü) ve Çaycuma Doğa Sporları yöneticilerinin bizi bu unutulmaz parkurla buluşturmasına ne kadar teşekkür etsek az.
Yorulduk mu? Evet.
Değdi mi? Kesinlikle.
Bir daha mı? Tereddütsüz…
Antik kent, deniz, sis, yağmur, dağ, vadi, orman, çay, uzak ve yakın tarih…İnsan bazen bütün bunları tek bir günde yaşayabilir. Buralarda doğmak değil; bütün bunları gerçekten yaşayabilenlerden olmak asıl mesele...
Teşekkürler Dünya!
Kaynak:
(1) https://www.turkishmuseums.com/museum/detail/22332-zonguldak-filyos-tios-orenyeri/22332/1






















Kaleminize sağlık 🖋️📖📚
YanıtlaSilÇok teşekkürler :)
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil