Filyos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Filyos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2026 Perşembe

TİOS'UN HABERCİSİ YILKI ATLARINA FISILDARKEN: GALİ'YE YÜRÜYENLER

Harika bir coğrafyada yaşıyoruz ama bu güzelliği gerçekten hak edip etmediğimizi pek sorgulamıyoruz. Buna benzer düşünceler kafamda dönüp dolaşırken, yağmuru da peşimize takıp Bartın’dan yola çıktık. İstikamet Filyos; aslında bu coğrafyada yaşayanların bile pek bilmediği, muhteşem Tios Antik Kenti. Üç bin yıllık taşların arasından geçerken yalnız tarihe değil, kendi içimize doğru da yürüdük. Sırtımızda Karadeniz, gözümüzde ise sisli Gali Dağı… Yağmurun acelesi var sanki; Karadeniz’in dalgalarıyla yarış halinde. Bu, sıradan bir doğa yürüyüşünün başlangıcı değil. Hafızayla, doğayla ve insanın kendi varlığıyla kurulan; asırlar öncesine uzanan, ölüler şehrinin kenarlarında hatırlanmayı bekleyen antik tiyatronun taşlarında sergilenmek isteyen modern zamanların küçük bir oyunu bu. Ama yaşadığımız bu zamanı pek sevemeyen, doğanın özüne dönmek isteyen; geçmişi anlamaya çalışıp tarih pusulasıyla yön bulmaya niyetli bizler içinse, tarifsiz ve muazzam bir deneyim.



Filyos'a Giderken

Gri bir gökyüzüne uyandığımız bir pazar sabahında, yeniden BARDOSK 74 (Bartın Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü) ekibiyle birlikte yollardayız. İncecik, sanki toprağı incitmekten korkar gibi yağan seyrek yağmur eşliğinde yaklaşık 35–40 dakikalık bir yolculuk yaptık. Saltukova kavşağından Filyos yönüne döndüğümüzde duble yol inşaatı, yeni yapılan köprüler, viyadükler ve beton asfalt karşılıyor bizi. Anlaşılan Filyos Vadisi Projesi epey hız kazanmış. Bu yemyeşil ovanın ucundaki vadinin kaderini artık sanayi ve ağır taşımacılık belirleyecek gibi görünüyor. 


Yeşile, bulutlu gökyüzününkini saymazsak, hiç yakıştıramadığım o sert beton griliği, görmeyeli buradaki her yanı tamamen esir almış. Bir zamanlar belki de mutlu bir ailenin en güzel günlerine tanıklık etmiş beyaz badanalı üç katlı bir ev ise şimdi yıkılacağı günü bekliyor; yapımı süren duble yolun sağ şeridini salonunun ortasında ağırlayacağı o ana sessiz bir hüzünle hazırlanıyor. 



Bugün, haftanın diğer günleriyle aynı kaba sığdıramadığımız bir gün. Henüz hiçbir şey yaşanmamışken, yaşanacak olanların heyecanı; her adımda yağmur damlalarıyla titreşen dallar gibi içimize yayılıyor. 




Tios Antik Kenti

Tios Antik Kenti, Antik Çağ’da Billaios (bugünkü Filyos Çayı) Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü noktaya yakın, Doğu Bithynia ile Batı Paphlagonia arasında önemli bir geçiş hattında kurulmuş bir kıyı kentidir. Günümüzde Filyos sınırları içinde yer alan Tios, Karadeniz kıyılarındaki Yunan-Roma kentleri arasında modern yerleşim veya alüvyon altında kalmamış ender örneklerden biri olmasıyla dikkat çeker.




 Antik kaynaklara göre bölge önce Kaukonlar adlı yerel bir topluluğa ev sahipliği yapmış, MÖ 7. yüzyılda ise Miletos’tan gelen denizci kolonistler tarafından kent haline getirilmiştir. Kent adının ya Miletoslu bir rahip olan Tios’tan ya da Zeus (Dios) kökenli bir adlandırmadan geldiği düşünülür. Helenistik dönemde Lysimakhos, Kraliçe Amastris, Bithynia ve Pontus krallıkları arasında el değiştiren Tios, kısa bir süre bağımsız kalarak “Eleutheria” (özgürlük) yazılı kendi sikkelerini bile basmış; böylece yalnızca bir liman kenti değil, politik kimliği olan bir yerleşim olduğunu da göstermiştir. (1)



Tios Antik Kenti’nin girişinde aracımızdan iniyoruz. Uzaktan gelen dalga sesleri, tarihi kentin taş duvarlarına çarpıp eski bir radyodan yayılan cızırtılı bir melodiye dönüşmüş gibi kulağımızda yankılanıyor. Adım adım, günümüzden binlerce yıl öncesine doğru uzanan sisli bir zaman tüneline giriyoruz sanki.




Antik kent kış uykusunda... Ahşap yürüyüş platformunda attığımız her adımda gıcırtılar yükseliyor; önümüzde uzanan koca bir tarih, iyice bastıran yağmurla yıkanmaya başlıyor. Roma Limanı’nın ucundaki manzara, olmayan kanatlarımızla uçma isteği uyandırıyor. Sağ çaprazımızdaki Tios Antik Tiyatrosu kalıntıları ve birazdan derinliklerinde ayak izlerimizi bırakacağımız koca orman sessizce bizi selamlıyor.



Gali Dağı'na Doğru

Burada çektiğimiz harika fotoğraf ve videoların ardından, başka bir zaman daha derinlikli bir ziyaret yapmak üzere antik kentten ayrılıyoruz. Tios Antik Kenti’nin girişindeki metal "TIANON (Tios Halkı)" yazısı ve Roma İmparatorluğu döneminde yolların, seyahatlerin, konukseverliğin, haberciliğin, diplomasinin, ticaretin, dilin ve yazının tanrısı olan Hermes’in asası(2), atribütüyle birlikte, sis çökmeye başlayan Gali Dağı’na bizim gelişimizi sanki çoktan haber vermiş gibi hissettiriyor bana.




Filyos Beldesi merkezinden geçip yürüyüş parkurumuzun başlangıç noktasında son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yağmur iyice bastırdığı için bir süre yağmurluklarımızla ormanın içlerine doğru, yokuş yukarı yavaş yavaş ilerlemeye başlıyoruz. Temiz hava ve yemyeşil tabiatın büyüsü, bedenimizde ve ruhumuzda birikmiş tüm tortuları süpürmeye başlıyor. Hareket etmek ve nefes aldığını hissetmek ne büyük lütuf.



Bir an iş makinelerinin o rahatsız edici gürültüsü çalınıyor kulağıma. Bulunduğum yamacın kenarındaki çalılıkların arasından baktığımda iki yeni tünel inşaatını görüyorum. Altta, tabiata hükmetmeye kafasını koymuşların dev makineleri; üstte ise tabiata bir süreliğine de olsa teslim olmaya niyetli bir grup insanın adımları… Zıtlıkların benzeşmesi diyemeyeceğimiz kadar tuhaf bir manzara bu.




Merhaba diyorum yaban güllerine; yabani hayvanların bitki köklerini söküp toprağı altüst ederek açtıkları izlere, çalılıkları delip geçtikleri patikalara… Ormanın kuytularında gizlenmeye çalışan siklamenlere, nefis kokan defne yapraklarına,  kara yemişlere, derelere, sisli vadilere, ağaç kütüklerindeki mantarlara… Yeniden merhaba.





Taşlı, topraklı, çamurlu uzayıp giden patikalarda yürürken; metrelerce yükseklikten kendimize bakabilsek, yeşil ve kahverengi kapaklı bir kitabın sayfalarında akan bir romanda belki bir tırtıla dönüşeceğiz, kim bilir. 




Yağmur dindi; soluklanma molalarında yağmurluklarımızı üstümüzden çıkardık. Ormanın sessizliğini dinledik, kendi iç seslerimizle birlikte. Üzerimize usul usul sis çökerken, bulutların üstünde yürür gibiydik. Tepeleri ve derin uçurumları birbirine bağlayan yüksek gerilim hatları çıktı önümüze; bir an onlara bakarken, gökyüzüne asılmış bir gitarın tellerinde ritim atar gibi hayal edip bir şarkı mırıldanmaya başladım.




Yılkı Atlarını Ararken 

Zirveye doğru yaklaştıkça, her adımda birileri tarafından gizliden izlendiğimizi fısıldayan izleri takip ettik. Sanki az önce buradaydılar ya da bir sis bulutu gibi yanımızdan geçip gittiler de biz varlıklarını hiç fark edemedik. Gali Dağı’nda olmayan yılkı atlarının izlerini gördük. "İşte onlar bizim özgürlüğümüz" dedim içimden…




Sisin kendisi olduk, zirveye varmaya az kala… Telsiz kulesinin eteklerinde uzunca bir mola verdik. Çantalarımızda yol boyu taşıdığımız sıcak su, çay, kahve, yiyecek ve atıştırmalıklarla Filyos Havzası’nın keyfini sürdük.



Dönüşümüz epey maceralıydı. Dik yamaçlar, sık ağaçlık alanlar, kaygan çamurlu ve yapraklarla dolmuş su yolları, yosunlu taşlar, birbirimize el uzatarak geçtiğimiz zorlu patikalar…



1970'li Yıllarda Ne Olmuştu?

1970’li yıllardaki petrol krizi sırasında, Batı Karadeniz’de Filyos Havzası’nda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ile Amerikalılar tarafından petrol aramak için açılan, bugün ise orman haritalarında bile izine rastlanmayan toprak bir yolda ayaküstü kısa bir mola verdik.



1970’lerde Batı Karadeniz kıyılarında özellikle Zonguldak–Filyos–Amasra hattında  petrol ve doğalgaz arama çalışmaları yürütüldü. Bu faaliyetler doğrudan devlet eliyle değil, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı koordinasyonunda, Amerikan kökenli şirketlerle yapılan ortak ruhsat anlaşmalarıyla gerçekleştirildi. O dönemde Türkiye genelinde aktif olan Mobil Oil, Shell ve Amoco gibi büyük firmalar da bu sürecin içindeydi; Batı Karadeniz sahaları, bu geniş Türkiye portföyünün bir parçasıydı. 



Aramalar Filyos Deltası, Zonguldak kıyıları, Bartın–Amasra çevresi ile Devrek–Çaycuma hattında yoğunlaştı. Sismik ölçümler, jeofizik taramalar ve sınırlı sayıda deneme sondajı yapıldı. Bazı noktalarda hidrokarbon izlerine rastlansa da bulunan rezervler küçük kaldı ve üretim ekonomik görülmedi. Bu nedenle 1970’lerin sonuna doğru Batı Karadeniz’deki kara sahaları büyük ölçüde kapatıldı. Ancak sonuç alınamayan bu çalışmalar, Karadeniz’in enerji potansiyeline dair ilk ciddi işaretleri veren girişimler olarak kayda geçti.(3)




Sona Yaklaşırken

Son etapta Filyos Vadisi olağanüstü görüntüsüyle karşımıza çıktı. Karadeniz, yamaçlarından zaman zaman binbir güçlükle indiğimiz dağın ardında kaldı. Artık Filyos Çayı kenarında bizi bekleyen aracımıza ulaşana kadar yaklaşık 13 kilometrelik bu tarih, kültür ve doğanın iç içe geçtiği parkuru tamamlayacaktık. 



Anayol nihayet gözüktü ve inceden akan bir derenin taşları arasından yol kenarına kadar indik. Derenin sularında çamaşır yıkar gibi, çamurla kaplanmış tozluklarımızı ve botlarımızı temizlemek zor olsa da eğlenceli bir anı olarak hafızamıza kazındı.



Bu parkurda bize Çaycuma Doğa Sporları ekibi rehberlik etti. BARDOSK 74 (Bartın Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü) ve Çaycuma Doğa Sporları yöneticilerinin bizi bu unutulmaz parkurla buluşturmasına ne kadar teşekkür etsek az.

Yorulduk mu? Evet.
Değdi mi? Kesinlikle.
Bir daha mı? Tereddütsüz…




Antik kent, deniz, sis, yağmur, dağ, vadi, orman, çay, uzak ve yakın tarih…İnsan bazen bütün bunları tek bir günde yaşayabilir. Buralarda doğmak değil; bütün bunları gerçekten yaşayabilenlerden olmak asıl mesele...


Teşekkürler Dünya!








 Kaynak:

(1) https://www.turkishmuseums.com/museum/detail/22332-zonguldak-filyos-tios-orenyeri/22332/1

(2) https://www.imzagazetesi.com/tios-antik-kentinin-ismi-degisiyor-mu-kazi-baskani-sahin-acikladi

(3) https://www.mapeg.gov.tr/Uploads/PetrolDergileri/1970tam.pdf

https://www.researchgate.net/publication/249868561_Exploration_plays_in_the_Turkish_Black_Sea

https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Petrolleri_Anonim_Ortakl%C4%B1%C4%9F%C4%B1

https://www.mapeg.gov.tr/Uploads/PetrolDergileri/1971tam.pdf





6 Ağustos 2024 Salı

2 GÜNLÜK DENİZ KAMPI - PİLAVKUM

Bartın 74 Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü (Bardosk74) üyeleri ile birlikte hafta sonu Güzelcehisar Köyü yakınlarında bulunan Pilavkum'da harika bir deniz kampı etkinliği gerçekleştirdik. Karadeniz'i ve masmavi gökyüzünü sol yanımıza, yeşilin binbir tonunu barındıran dağları sağ yanımıza aldık. Kamp yükümüzü sırtımıza vurup fındık bahçelerinden geçtik ve bir kum tepeciğine vardığımızda muhteşem bir koy manzarasının büyüsüne kapıldık. Aşağıya indiğimizde ise bizi denizden önce kum zambakları karşıladı.




Bartın'dan yaklaşık 40 dakikalık mesafede bulunan Güzelcehisar Köyü'ne vardığımızda eşyalarımızı alıp aracımızdan indik. Çünkü bu köyden Pilavkum'a (yörede yaşayanların deyimiyle Küçükkum'a) araçla gitmemiz mümkün değildi. Pilavkum'a ya yürüyerek ya da bir tekne kiralayıp deniz yoluyla gidebiliyorsunuz. Biz tabii her zamanki gibi zor ama güzel olanla başladık ve sırt çantalarımızı yüklenip yürümeye koyulduk. Bir köy evinin fındık bahçesine açılan kapısından geçtik ve Pilavkum'a kadar giden patikayı takip ettik.



Fındık ağaçlarının arasından bir sağa bir sola kıvırıla kıvrıla ilerlemeye çalışırken sırt çantalarımızın takıldığı dalların yapraklarının hışırtıları dışında etrafta çıt çıkmıyordu. İyice darlaşan patikada bahçelerin sınırlarını belirleyen ve yabani hayvanları korkutmak için çekilen elektrikli çitlere fark etmeden değip hafiften çarpıldık ve inişimiz daha da hızlandı:) Fındık bahçesinin bittiği noktada kendimizi bir kum tepesinde bulduk. Karşımızda ise muhteşem bir koy manzarası vardı. Pilaja inmek için hiç acele etmedik; biraz soluklanmak ve manzaranın tadını çıkarmak için seyre daldık. Tabii fotoğraf ve vidolarla anı ölümsüzleştirdik.




Geride bıraktığımız bahçelerle birlikte toprak zeminden de çıkmış olduk. Artık bir kum tepeciğinin dik bir yamacından her adımımızda ayakkabılarımızın kumlara gömüldüğü bir yerdeydik. Bu kum tepeceğine bakınca Karadeniz'in kötü havalarda ne kadar büyük dalga boyuna ulaştığı ve bu küçük sakin koyun Bartınlı balıkçıların tabiriyle nasıl "göbek atıp çalkalandığı" birden gözümde canlandı. 


Yamaçtan inerken içimden denize kadar yuvarlanmak geçti ama kamp yükümüz ve aşağıda karşılaştığımız dalgaların bıraktığı çöp manzarası buna izin asla veremezdi. Taşlık alandaki plastik atıklar gösteriyor ki deniz bir kez daha kusmuş derdini. Böyle giderse yakın bir gelecekte kirlilik ve kamu yararı yerine salt kar amacı güden müdahaleler nedeniyle belki de Karadeniz'i çevreleyen ülkelerin hiçbir kıyısında denize girilemeyecek. Başımızı çevirip görmezden gelmek de bir tercih ama bu işin sonunda 'kara'sı çok denizi ise yok' olacak.



Kum zambakları tehlike altında bir tür olarak kabul ediliyor.  Bu bitki Akdeniz'in bazı bölgelerinde ve Karadeniz'in güney kıyılarında görülüyor. Bu bitkinin köklerinin yerinden sökülmesi hatta ülke dışına çıkarılması yasaklanmış durumda. Ayrıca ticari olarak satışı da yasak. Bu bitkiyi korumak ve çoğalmasını sağlamak için son yıllarda yerel yönetim birimleri tarafından bazı farkındalık çalışmaları yapılıyor.

Nihayet plaja indiğimizde bizi endemik bir tür olan kum zambakları karşıladı. İnkumu'nda artık nadiren görebildiğimiz bu özel bitkiyi burada yaygın şekilde görmek bizi çok sevindirdi. 




Pilavkum'a indiğimizde ilk işimiz çadırlarımızı kurmak ve eşyalarımızı yerleştirmek oldu. Sıcak havada zorlu yürüyüşün yorgunluğunu üzerimizden atmak için süt liman denizin kollarına kendimizi bıraktık. Burada deniz suyu rengini koyun etrafını çevreleyen kayalıkların üzerindeki yemyeşil bitki örtüsünden almış. Bu koyda yüzmek gerçekten çok keyifli. Deniz kenarında Boğaz'dan ve İnkumu'ndan gelen tekneler sıralanmıştı. Öyle görünüyor ki burası İnkumu'nun kalabalık plajından bir kaçış noktası olmuş. İmkanı olanlar dümeni bu koya doğru kırıp Pilavkum'a adeta çıkarma yapmış. Koyun ortasında minik bir ada gibi duran kayalıklara kadar yüzüp bir kaya parçasının üzerinde soluklanmak ve cam gibi berrak suya bakıp hayallere dalmak insanı çok mutlu hissettiriyor. Koyun her iki yanında bulunan kayalıkların önünde deniz sığ ve bu kısımlar sanki birer havuza dönüşmüş gibiydi. İçimizde bu havuzda dalmayı ve yüzmeyi öğrenen arkadaşlarımız oldu. Çok da güzel oldu.:)




Gün batımına doğru plajın sol tarafındaki kum zambaklarının arasından yürüyüp kayalıklarla çevrili küçük bir koyun bulunduğu yere geldik. Kayaların üzerine çıkıp nefis manzaranın tadını çıkardık. Güneşin kollarının denizin üzerinden ve ufuk çizgisinden yavaş yavaş çekilişini izledik. Hava iyice karardığında çadırlarımızın önünde toplandık. Denizin hafif dalgalarının sesini dinleyerek hem bir şeyler atıştırdık hem de sohbete koyulduk. Gökyüzü bize cömert davrandı ve şehir ışıklarının kirliliğinden görmeyi iyice unuttuğumuz tüm gök cisimleri sanki elimizi uzatsak tutacakmışız gibi üzerimizde belirdi. 




Sevgili eşim Özgenaz'ın kamp ateşi isteği hemen karşılık buldu.:) Kafa lambalarımızın yardımıyla etraftan denizin dalgalarının bıraktığı dal ve odun parçalarını topladık. Bardosk74 ekibinin yöneticilerinden Şener Bey sağ olsun kamp ateşimizi yaktı. Koyun zifiri karanlığında ateşin büyüsüne kapılmamız uzun sürmedi. Ateşin etrafında toplandık ve çadırlarımıza çekilinceye dek bir şeyler içerek muhabbetimize devam ettik. Yeri gelmişken belirteyim; kamp ateşinin külleri dahil bu güzel koyda kumdaki ayak izlerimiz haricinde arkamızda hiçbir atık bırakmadık.







Kıpırtısız bir deniz, karşımızda limana girmek için sıra bekleyen gemiler, sakin bir kumsal ve tertemiz güneşli bir hava... Böyle bir pazar sabahına uyandık. Kumda güzel bir kahvaltı yapıp kendimizi hemen denize attık. Neredeyse gün boyu denizdeydik ve derin sulara komşu kayalıklardaki küçük mağaraların girişine kadar yüzdük. Yakınımızda kamp kuran bir ailenin şişme botunu kullanmak için ricada bulunduk. Ancak kıyıdan bir süre uzaklaşıp botun hava kaçırdığını anlayınca hızlıca kıyıya geri döndük. O kadarcık keyif bile bize yetti.:)  




Gün batımına yakın bir zamanda eşyalarımızı toplayıp geri dönüş için hazırlandık. Havanın sıcaklığı hepimizi çok zorladı. Dönüş için yola koyulduğumuzda terden sırılsıklam olduk. Pilavkum'a indiğimiz kum tepeciğine sırtımızdaki çantalarla birlikte tırmanmak hele ki o sıcakta hiç de kolay olmadı. Çok sık mola vermek zorunda kaldık. Hatta bir tekne ile geri dönme düşüncesini bile dile getirenlerimiz oldu.:) 




Her şey anda kaldı ve yürüyüşümüze pes etmeden devam ettik. Kamp yüküyle sahile inmek ve çıkmak gerçekten bambaşka bir tecrübeydi. Bu macerada kendimizi tanımak, gücümüzü fark etmek, çok fazla zorlandığımız anlardaki stresimizi ve zihin karmaşıklığımızı kontrol etmek, yeteneklerimizi içinde bulunduğumuz koşullara adapte etmek gibi olağanüstü farkındalıklar yaşadık. Yaşadığımız bölgeye dair düşüncelerimiz ve duygularımız pozitif yönde değişime uğramaya başladı.




Köye vardığımızda bir süre mola verdik ve sırt çantalarımızı bir köy evinin bahçesine bırakıp akşamdan sözleştiğimiz gibi Sevgili Gülsen Salman Hocamızın rehberliğinde Güzelcehisar Kalesine yürüyüş yaptık. Filyos Vadisi kıyılarına kadar uzanan Lav Sütunlarını bu yürüyüş  güzergahından izlemek bizim için bambaşka bir ayrıcalıktı. Çünkü Güzelcehisar plajı üzerindeki yürüyüş yolu ve seyir terasından Lav Sütunlarının sadece bir bölümünü izleyebiliyorsunuz. Muhteşem manzaralar eşliğinde fotoğraf çeke çeke kalenin gözetleme kulesine vardık.






Güzelcehisar Kalesi, Filyos'taki tarihi kale ile Amasra açıklarını gören bir burun üzerinde konumlanmış. Zaman içinde bazı bölümleri tahribata uğramış olsa da ayakta kalan kısımları orijinal bir biçimde Orta Çağ kale mimarisinin izlerini taşımaya devam ediyor. Amasra'daki Cenevizliler döneminde kalma kalenin kule yapılarına büyük benzerlikler gösteriyor.




Güzelcehisar Kalesi yürüyüşümüzün ardından bir kamp maceramız daha sonladı. Şimdiden yeni kamp programını beklemeye koyulduk. Bu güzel hafta sonu etkinliği için başta Sevgili Gülsen Salman Hocamıza, destekleri için Ahmet Bey ve Şener Bey'e ve birlikte zaman geçirdiğimiz tüm arkadaşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Altta da sizler için güzel bir video bırakıyorum. :)

Ve tabii sana da teşekkürler Dünya!



 

                                        
                                         

 






  


    

BARTIN'DA ŞİİR GECESİ: İLKYAZ ÖLÜMLERİ KONUŞULDU

Kitap Kardeşliği Bartın Topluluğu, Mart ayı etkinliği kapsamında Sarmaşık Kafe’de şiir ve edebiyat dolu bir geceye imza attı. Topluluk üyele...