Zonguldak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zonguldak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2026 Perşembe

TİOS'UN HABERCİSİ YILKI ATLARINA FISILDARKEN: GALİ'YE YÜRÜYENLER

Harika bir coğrafyada yaşıyoruz ama bu güzelliği gerçekten hak edip etmediğimizi pek sorgulamıyoruz. Buna benzer düşünceler kafamda dönüp dolaşırken, yağmuru da peşimize takıp Bartın’dan yola çıktık. İstikamet Filyos; aslında bu coğrafyada yaşayanların bile pek bilmediği, muhteşem Tios Antik Kenti. Üç bin yıllık taşların arasından geçerken yalnız tarihe değil, kendi içimize doğru da yürüdük. Sırtımızda Karadeniz, gözümüzde ise sisli Gali Dağı… Yağmurun acelesi var sanki; Karadeniz’in dalgalarıyla yarış halinde. Bu, sıradan bir doğa yürüyüşünün başlangıcı değil. Hafızayla, doğayla ve insanın kendi varlığıyla kurulan; asırlar öncesine uzanan, ölüler şehrinin kenarlarında hatırlanmayı bekleyen antik tiyatronun taşlarında sergilenmek isteyen modern zamanların küçük bir oyunu bu. Ama yaşadığımız bu zamanı pek sevemeyen, doğanın özüne dönmek isteyen; geçmişi anlamaya çalışıp tarih pusulasıyla yön bulmaya niyetli bizler içinse, tarifsiz ve muazzam bir deneyim.



Filyos'a Giderken

Gri bir gökyüzüne uyandığımız bir pazar sabahında, yeniden BARDOSK 74 (Bartın Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü) ekibiyle birlikte yollardayız. İncecik, sanki toprağı incitmekten korkar gibi yağan seyrek yağmur eşliğinde yaklaşık 35–40 dakikalık bir yolculuk yaptık. Saltukova kavşağından Filyos yönüne döndüğümüzde duble yol inşaatı, yeni yapılan köprüler, viyadükler ve beton asfalt karşılıyor bizi. Anlaşılan Filyos Vadisi Projesi epey hız kazanmış. Bu yemyeşil ovanın ucundaki vadinin kaderini artık sanayi ve ağır taşımacılık belirleyecek gibi görünüyor. 


Yeşile, bulutlu gökyüzününkini saymazsak, hiç yakıştıramadığım o sert beton griliği, görmeyeli buradaki her yanı tamamen esir almış. Bir zamanlar belki de mutlu bir ailenin en güzel günlerine tanıklık etmiş beyaz badanalı üç katlı bir ev ise şimdi yıkılacağı günü bekliyor; yapımı süren duble yolun sağ şeridini salonunun ortasında ağırlayacağı o ana sessiz bir hüzünle hazırlanıyor. 



Bugün, haftanın diğer günleriyle aynı kaba sığdıramadığımız bir gün. Henüz hiçbir şey yaşanmamışken, yaşanacak olanların heyecanı; her adımda yağmur damlalarıyla titreşen dallar gibi içimize yayılıyor. 




Tios Antik Kenti

Tios Antik Kenti, Antik Çağ’da Billaios (bugünkü Filyos Çayı) Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü noktaya yakın, Doğu Bithynia ile Batı Paphlagonia arasında önemli bir geçiş hattında kurulmuş bir kıyı kentidir. Günümüzde Filyos sınırları içinde yer alan Tios, Karadeniz kıyılarındaki Yunan-Roma kentleri arasında modern yerleşim veya alüvyon altında kalmamış ender örneklerden biri olmasıyla dikkat çeker.




 Antik kaynaklara göre bölge önce Kaukonlar adlı yerel bir topluluğa ev sahipliği yapmış, MÖ 7. yüzyılda ise Miletos’tan gelen denizci kolonistler tarafından kent haline getirilmiştir. Kent adının ya Miletoslu bir rahip olan Tios’tan ya da Zeus (Dios) kökenli bir adlandırmadan geldiği düşünülür. Helenistik dönemde Lysimakhos, Kraliçe Amastris, Bithynia ve Pontus krallıkları arasında el değiştiren Tios, kısa bir süre bağımsız kalarak “Eleutheria” (özgürlük) yazılı kendi sikkelerini bile basmış; böylece yalnızca bir liman kenti değil, politik kimliği olan bir yerleşim olduğunu da göstermiştir. (1)



Tios Antik Kenti’nin girişinde aracımızdan iniyoruz. Uzaktan gelen dalga sesleri, tarihi kentin taş duvarlarına çarpıp eski bir radyodan yayılan cızırtılı bir melodiye dönüşmüş gibi kulağımızda yankılanıyor. Adım adım, günümüzden binlerce yıl öncesine doğru uzanan sisli bir zaman tüneline giriyoruz sanki.




Antik kent kış uykusunda... Ahşap yürüyüş platformunda attığımız her adımda gıcırtılar yükseliyor; önümüzde uzanan koca bir tarih, iyice bastıran yağmurla yıkanmaya başlıyor. Roma Limanı’nın ucundaki manzara, olmayan kanatlarımızla uçma isteği uyandırıyor. Sağ çaprazımızdaki Tios Antik Tiyatrosu kalıntıları ve birazdan derinliklerinde ayak izlerimizi bırakacağımız koca orman sessizce bizi selamlıyor.



Gali Dağı'na Doğru

Burada çektiğimiz harika fotoğraf ve videoların ardından, başka bir zaman daha derinlikli bir ziyaret yapmak üzere antik kentten ayrılıyoruz. Tios Antik Kenti’nin girişindeki metal "TIANON (Tios Halkı)" yazısı ve Roma İmparatorluğu döneminde yolların, seyahatlerin, konukseverliğin, haberciliğin, diplomasinin, ticaretin, dilin ve yazının tanrısı olan Hermes’in asası(2), atribütüyle birlikte, sis çökmeye başlayan Gali Dağı’na bizim gelişimizi sanki çoktan haber vermiş gibi hissettiriyor bana.




Filyos Beldesi merkezinden geçip yürüyüş parkurumuzun başlangıç noktasında son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yağmur iyice bastırdığı için bir süre yağmurluklarımızla ormanın içlerine doğru, yokuş yukarı yavaş yavaş ilerlemeye başlıyoruz. Temiz hava ve yemyeşil tabiatın büyüsü, bedenimizde ve ruhumuzda birikmiş tüm tortuları süpürmeye başlıyor. Hareket etmek ve nefes aldığını hissetmek ne büyük lütuf.



Bir an iş makinelerinin o rahatsız edici gürültüsü çalınıyor kulağıma. Bulunduğum yamacın kenarındaki çalılıkların arasından baktığımda iki yeni tünel inşaatını görüyorum. Altta, tabiata hükmetmeye kafasını koymuşların dev makineleri; üstte ise tabiata bir süreliğine de olsa teslim olmaya niyetli bir grup insanın adımları… Zıtlıkların benzeşmesi diyemeyeceğimiz kadar tuhaf bir manzara bu.




Merhaba diyorum yaban güllerine; yabani hayvanların bitki köklerini söküp toprağı altüst ederek açtıkları izlere, çalılıkları delip geçtikleri patikalara… Ormanın kuytularında gizlenmeye çalışan siklamenlere, nefis kokan defne yapraklarına,  kara yemişlere, derelere, sisli vadilere, ağaç kütüklerindeki mantarlara… Yeniden merhaba.





Taşlı, topraklı, çamurlu uzayıp giden patikalarda yürürken; metrelerce yükseklikten kendimize bakabilsek, yeşil ve kahverengi kapaklı bir kitabın sayfalarında akan bir romanda belki bir tırtıla dönüşeceğiz, kim bilir. 




Yağmur dindi; soluklanma molalarında yağmurluklarımızı üstümüzden çıkardık. Ormanın sessizliğini dinledik, kendi iç seslerimizle birlikte. Üzerimize usul usul sis çökerken, bulutların üstünde yürür gibiydik. Tepeleri ve derin uçurumları birbirine bağlayan yüksek gerilim hatları çıktı önümüze; bir an onlara bakarken, gökyüzüne asılmış bir gitarın tellerinde ritim atar gibi hayal edip bir şarkı mırıldanmaya başladım.




Yılkı Atlarını Ararken 

Zirveye doğru yaklaştıkça, her adımda birileri tarafından gizliden izlendiğimizi fısıldayan izleri takip ettik. Sanki az önce buradaydılar ya da bir sis bulutu gibi yanımızdan geçip gittiler de biz varlıklarını hiç fark edemedik. Gali Dağı’nda olmayan yılkı atlarının izlerini gördük. "İşte onlar bizim özgürlüğümüz" dedim içimden…




Sisin kendisi olduk, zirveye varmaya az kala… Telsiz kulesinin eteklerinde uzunca bir mola verdik. Çantalarımızda yol boyu taşıdığımız sıcak su, çay, kahve, yiyecek ve atıştırmalıklarla Filyos Havzası’nın keyfini sürdük.



Dönüşümüz epey maceralıydı. Dik yamaçlar, sık ağaçlık alanlar, kaygan çamurlu ve yapraklarla dolmuş su yolları, yosunlu taşlar, birbirimize el uzatarak geçtiğimiz zorlu patikalar…



1970'li Yıllarda Ne Olmuştu?

1970’li yıllardaki petrol krizi sırasında, Batı Karadeniz’de Filyos Havzası’nda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ile Amerikalılar tarafından petrol aramak için açılan, bugün ise orman haritalarında bile izine rastlanmayan toprak bir yolda ayaküstü kısa bir mola verdik.



1970’lerde Batı Karadeniz kıyılarında özellikle Zonguldak–Filyos–Amasra hattında  petrol ve doğalgaz arama çalışmaları yürütüldü. Bu faaliyetler doğrudan devlet eliyle değil, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı koordinasyonunda, Amerikan kökenli şirketlerle yapılan ortak ruhsat anlaşmalarıyla gerçekleştirildi. O dönemde Türkiye genelinde aktif olan Mobil Oil, Shell ve Amoco gibi büyük firmalar da bu sürecin içindeydi; Batı Karadeniz sahaları, bu geniş Türkiye portföyünün bir parçasıydı. 



Aramalar Filyos Deltası, Zonguldak kıyıları, Bartın–Amasra çevresi ile Devrek–Çaycuma hattında yoğunlaştı. Sismik ölçümler, jeofizik taramalar ve sınırlı sayıda deneme sondajı yapıldı. Bazı noktalarda hidrokarbon izlerine rastlansa da bulunan rezervler küçük kaldı ve üretim ekonomik görülmedi. Bu nedenle 1970’lerin sonuna doğru Batı Karadeniz’deki kara sahaları büyük ölçüde kapatıldı. Ancak sonuç alınamayan bu çalışmalar, Karadeniz’in enerji potansiyeline dair ilk ciddi işaretleri veren girişimler olarak kayda geçti.(3)




Sona Yaklaşırken

Son etapta Filyos Vadisi olağanüstü görüntüsüyle karşımıza çıktı. Karadeniz, yamaçlarından zaman zaman binbir güçlükle indiğimiz dağın ardında kaldı. Artık Filyos Çayı kenarında bizi bekleyen aracımıza ulaşana kadar yaklaşık 13 kilometrelik bu tarih, kültür ve doğanın iç içe geçtiği parkuru tamamlayacaktık. 



Anayol nihayet gözüktü ve inceden akan bir derenin taşları arasından yol kenarına kadar indik. Derenin sularında çamaşır yıkar gibi, çamurla kaplanmış tozluklarımızı ve botlarımızı temizlemek zor olsa da eğlenceli bir anı olarak hafızamıza kazındı.



Bu parkurda bize Çaycuma Doğa Sporları ekibi rehberlik etti. BARDOSK 74 (Bartın Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü) ve Çaycuma Doğa Sporları yöneticilerinin bizi bu unutulmaz parkurla buluşturmasına ne kadar teşekkür etsek az.

Yorulduk mu? Evet.
Değdi mi? Kesinlikle.
Bir daha mı? Tereddütsüz…




Antik kent, deniz, sis, yağmur, dağ, vadi, orman, çay, uzak ve yakın tarih…İnsan bazen bütün bunları tek bir günde yaşayabilir. Buralarda doğmak değil; bütün bunları gerçekten yaşayabilenlerden olmak asıl mesele...


Teşekkürler Dünya!








 Kaynak:

(1) https://www.turkishmuseums.com/museum/detail/22332-zonguldak-filyos-tios-orenyeri/22332/1

(2) https://www.imzagazetesi.com/tios-antik-kentinin-ismi-degisiyor-mu-kazi-baskani-sahin-acikladi

(3) https://www.mapeg.gov.tr/Uploads/PetrolDergileri/1970tam.pdf

https://www.researchgate.net/publication/249868561_Exploration_plays_in_the_Turkish_Black_Sea

https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Petrolleri_Anonim_Ortakl%C4%B1%C4%9F%C4%B1

https://www.mapeg.gov.tr/Uploads/PetrolDergileri/1971tam.pdf





4 Mart 2025 Salı

MADEN ŞEHİTLERİNİ ANMA TIRMANIŞI - KELTEPE ZİRVESİ

1992 yılının 3 Mart'ında Türkiye kapkaranlık günlerinden birini yaşadı. Zonguldak'ın Kozlu İlçesi'ndeki maden ocağında peş peşe meydana gelen grizu patlamaları sonucu 263 maden işçisi hayatını kaybetti. Bu olay o dönemde Türkiye ve hatta dünya tarihindeki en travmatik maden facialarından biri olarak belleklere kazındı. Ancak ne yazık ki sonraki yıllarda Türkiye'de daha büyük maden facialarına ve yeni acılara tanıklık edildi. Zonguldak'ta hayatını kaybeden madencilerin anısına başlatılmış olan ve geleneksel hale gelen 'Maden Şehitlerini Anma Tırmanışı'nın 17.'si geçtiğimiz hafta sonunda Zonguldak ve Bartın'dan dağcılık ve doğa sporları kulüplerinin katılımıyla Keltepe'de gerçekleştirildi. Karlarla kaplı zorlu bir parkurda gerçekleşen yürüyüşün sonunda 1999 m yükseklikteki Keltepe Zirvesi'nde düzenlenen törenle hayatını kaybeden tüm maden işçileri saygıyla ve rahmetle anıldı.     

Hatırlamak için...




Hafta sonu karlarla kaplı zorlu bir parkurda gerçekleşen ve benim de ikinci zirve tırmanışım olan bu anlamlı etkinliğe katılmak için Bartın'dan Karabük'ün Yenice İlçesine doğru yola çıktık.




Yaklaşık iki saat süren yolculuğumuz boyunca geçtiğimiz en ilginç yer Yenice Tünelleri bölgesiydi. Karabük-Yenice yolunun 15 kilometrelik bölümünü kapsayan bu bölgede toplam 16 tünelden geçilerek karayolu ulaşımı sağlanıyor. Filyos Çayının böldüğü yemyeşil vadinin bir tarafında karayolu diğer tarafında ise Zonguldak-Karabük demiryolu hattı bulunuyor. 



Kahverengi Keltepe Kayak Merkezi tabelasını gördüğümüzde anayoldan ayrıldık. Dik ve oldukça virajlı dağ yolundan ilerlerken araç tutması şeklinde ifade edilen bulantılar bizi biraz zorlasa da araçtan iner inmez içimize çektiğimiz serin ve tertemiz dağ havasıyla kısa sürede normalde döndük. 




Hemen arkamızdan Zonguldak ekibinin de başlangıç noktasına gelmesiyle birlikte yürüyüş için son hazırlıklarımızı yaptık.




İlk etapta çamurlu bir orman yolunda yürümeye başladık. Hava sıcaklığı tahminlerimizden daha yüksekti ve güneşli bir pazar gününü farklı şekilde de değerlendirebilirdik ancak bu anlamlı tırmanışta ekibin bir parçası olmak bizi mutlu hissettirdi.




Çamurlu yol sanki görünmez bir işaretle sınırı çizilmiş gibi birdenbire karlarla örtülü bir orman yoluna dönüştü. Zonguldak ekibinden öncü bir grubun bıraktığı izleri takip ederek ilerlemeye devam ettik. Bazı yerlerde kar kalınlığı diz hizamızı aştı. Karda her adım attığımızda çıkan sesi dinleyerek yürümek çok keyifli olsa da biraz zorlandık.



  Her iki yanında metrelerce yükseklikte çam ağaçlarının dizildiği ve gözümüze sanki bir kar otobanı gibi gözüken geniş orman yolundaki bembeyaz ürpertici sessizliği, zaman zaman üzerinde eriyen karı taşımaya takati kalmayan ağaç dallarının çıtırtı sesleri kesti. 




İlk mola yerine geldiğimizde Zonguldak ve Bartın ekipleri olarak anma yürüyüşünün ilk toplu fotoğraflarını çektik.



Zirveye yaklaştıkça doğanın sunduğu nefes kesici manzaralar sık sık fotoğraf molası vermemize neden oldu.




Çam ağaçlarının, uçurumların, iki bin metreye doğru yaklaşırken artık iyice seyrekleşen ormanın ve karla kaplı kayalıkların nefes kesici güzelliğini seyretmek, bir dağ tavşanının ayak izlerini takip etmek, rüzgarın arkamızdan bize seslenir gibi ıslık çalışını duymak, kayalık bir tepenin üstünde yapayalnız duran bir ağacın dallarına dokunup ona merhaba demek ve doğanın bir parçası olduğumuzu yeniden hatırlamak için yürüyüş ve tırmanışımız boyunca sık sık durakladık. 




Sonunda zirveyi gördük, orada tüm heybetiyle karşımızdaydı ve her adımımızda zirveyi simgeleyen antene bakışlarımızı kilitledik. Hiç acelemiz yoktu, zirve bir yere kaçmıyordu ve zirveye ulaşacağımız için hissettiğimiz o büyülü heyecanı kaçırmak da istemiyorduk.



 Zirveye az bir mesafe kala bir tepenin üzerinden bir süre Karabük kent merkezini izledik.
Demir-Çelik fabrikasından çıkan sapsarı bir duman dağlarla çevrili çukur bir vadide kurulu şehrin üstüne tamamen çökmüştü. Koca bir şehir resmen demir soluyordu.




Zor da olsa dik ve karla kaplı yamaçları aşarak 1999 m yükseklikteki Keltepe Zirvesi'ne ulaştık. Tarifi zor bir heyecan ile mutluluk hissettik ve zirvedeki anlarımızı fotoğraflarla ölümsüzleştirdik.




Zonguldak ve Bartın ekibinden öncü gruplar zirvede 'Maden Şehitlerimizi Anmak' için bir tören düzenledi. Yitirdiğimiz tüm maden işçileri, tüm emekçiler bir kez daha saygı ve rahmetle yad edildi.




Zirvede verdiğimiz kısa bir molanın ardından dönüş yoluna koyulduk. Yaklaşık 15 km'lik bir yürüyüşün sonunda bu özel ve anlamlı etkinliğin bir parçası olmanın gururunu yaşadık. 




17. kez gerçekleştirilen Maden Şehitlerini Anma Tırmanışı'nı organize eden ve destek sunan herkese çok teşekkürler.




Zonguldak ve Amasra başta olmak üzere emeğin kentlerinde yaşanmış tüm maden facialarının bir daha tekrarlanmaması temennisi ile... 




Teşekkürler Dünya!



  



16 Kasım 2024 Cumartesi

TENİS DENİZ İHTİSAS

Başlığı mırıldanarak birkaç kez tekrarladığınızda kendi ritmini bulup bir slogana dönüşmeye başlıyor ve insanda ister istemez bir sempati oluşturuyor. Elbette ki bu başlık tesadüf eseri buraya yazılmadı. Türkiye'nin en eski vilayetlerinden biri olan ve kömür denilince, maden denilince, işçi ve emek denilince akla ilk gelen şehir Zonguldak'ta çok eski zamanlarda kurulmuş olan bir spor tesisinin adını taşıyor bu yazının başlığı. Kurulduğu dönemlerde Anadolu'nun pek çok kentinde bırakınız tenis sporundan bahsetmeyi daha henüz spor tesisleri dahi bulunmuyorken bu tesis Zonguldak'ı kendi kabuğundan çıkarmış ve kurulu olduğu mahallenin adı gibi kent bilincinin ve  kültürünün oluşmasında bir "Fener" gibi ışığını yansıtmıştır.




Yaz güneşinden bir türlü ayrılmak istemeyen bir sonbahar yaşanıyor Batı Karadeniz kıyılarında. Gündüzleri hava oldukça ılık seyrediyor. Gökyüzünde neredeyse tek bir bulut dahi yok. Deniz kıpırtısız, anlayacağınız rüzgardan da eser yok. Boyaları dökülmüş, üstleri başları pas içinde kalmış gemiler sırtlarına atılacak yeni yüklerini bekliyor Zonguldak Limanı'nda. Karabük'ten çıkıp limana gelecek ve yükünü boşaltacak bir katarı bekliyorlar belki de sessizce... Uzun Mehmet'in ocağına attığı kara taşların maden işçilerinin kara yazgısına dönüştüğü bu coğrafyada birilerinin payına Karaelmas'ın hep 'Kara'sı mı kalmış 'Elması'nı kim çalmış diye düşünürken, bir martının kopardığı ani çığlığı çıkarıverdi beni dalıp gittiğim kafamdaki madenin derinliklerinden...




Liman'daki köfteciden ekmek arası alıp şehre nazır çayımızı da içtikten sonra yarım günlük kısa şehir turumuza başladık. İlk olarak Karaelmas Jeoparkı diye adlandırılan bölgenin içerisinde yer alan limanın arka kısmına doğru yürüdük. Burada kayalıkların arasında küçük tüneller karşımıza çıktı. Günün belirli saatlerinde yaya geçişine izin verilen ve Zonguldak limanına açılan sahil boyu ile Fener Mahallesi'ni birbirine bağlayan Varagel Tüneli'nin denize açılan karanlık kapılarından içeriye girdik. Bu kısım nedense oldukça bakımsız haldeydi ve aydınlatma ışıkları da çalışmadığından telefonlarımızdaki fenerle sanki bir korku tüneli oyununda ilerliyormuşuz gibi yürüdük. Fener Mahallesi çıkışına doğru yaklaştıkça ışıklandırılmış ve iyi düzenlenmiş kaldırımlı kısma geldik. Burada birbirinden güzel fotoğraf kareleri çekip kayaların serinliğini üzerimizde hissederek yürümenin keyfini çıkardık.




Varagel Tüneli aslında yaya ulaşımı için değil endüstriyel amaçla inşa edilmiş. Tünelin denize açılan kapılarının girişinde tünelin hangi amaçla yapıldığı ve kullanıldığına dair detaylı bilgilerin yer aldığı levhalar yerleştirilmiş. Yaklaşık 200 metre uzunlundaki bu tünel limanın arkasından başlayıp Fener Mahallesi'ne çıkıyor. Varagel Tüneli, kömür atık taşıma konveyörleri için özel olarak yapılmış olsa da günümüzde tamamen turistik amaçlı olarak yaya ulaşımına açık şekilde kullanılıyor.



Adını burada bulunan büyük deniz fenerinden alan Fener Mahallesi'nde 100. Yıl Gezi Yolundan anıt ağaçlarının ve sonbahar yapraklarının arasında yürümek hem çok dinlendirici hem de çok keyifliydi. Bir tarafımız masmavi deniz bir diğer tarafımızsa sonbahar yapraklarıyla örtülü eski beton çitlerle çevrili park alanı. Koruma altındaki falezlerin üzerinde yükselen bu mahalle ta 1800'lü yıllarda Fransızlar tarafından inşa edilmiş konut ve sosyal tesisleri içerisinde barındırıyor. 




Fransız sermayeli Osmanlı Bankası, 1896 yılında Ereğli Şirket-i Osmaniyesi’ni kurarak havzadaki kömür üretim imtiyazını alınca, önce tek mendirekten oluşan liman inşaatına başladı, sonra da limanın üst kısmındaki yarımadayı “Fransız Mahallesi” olarak kurdu. Buraya yapılan konutlara şirket mensubu aileler yerleştirildi. Liman mendireğinin hemen kuzeyindeki kayalık bölgeye ise, 1908 yılında denizden yetmiş metre yükseklikte bir fener kulesi yapıldı.(1) 




Fener Mahallesi'ni bir çember olarak düşünebilirsiniz. Bu çemberin içinde geçmişte işçi, teknik personel ve yönetici kademesinin konut ve sosyal ihtiyaçları için dizayn edilmiş yapıların günümüze dek ulaştığını görebilirsiniz. Ayrıca burada dilerseniz deniz manzaralı dilerseniz de asırlık ağaçların içerisinde yer alan park ve mekanlarda keyifle vakit geçirebilirsiniz. Bunun yanında etrafı asırlık ağaçlarla çevrili spor yapabileceğiniz alanlar ve tenis kortları da mevcut. Burada çok eski tarihlerde temelleri atılan bir şehrin ve o şehrin oluşturduğu kendine has kültürünün etkilerini gözlemlemek hiç de zor değil. Bir zamanlar Zonguldak'ın kömür işletmeleri ve limanı sayesinde kabuğundan sıyrılmış bir kent olduğunu ve bürokratik yapının varlığı sayesinde döneminin epey ilerisinde bir şehir kültürünün kente hakim olduğunu hissedebiliyorsunuz.  




Ve işte şimdi geldik en sevdiğim yere... 'Tenis Deniz İhtisas Kulübü'ne geldiğimizde hemen üst kısımda paylaştığım tesis girişinin fotoğrafını çektim. Sonbahar esintisi kulübün giriş tabelasındaki 1950'li yılların nostaljik havasını adeta üzerimize boca etti. Acaba içeriye girip bir bakıp çıksak mı diye düşünürken girişte karşılaştığımız bir beyefendinin davetiyle kendimizi bir anda içeride bulduk. Bahçesinde keşif turu attıktan sonra salon kısmında bir süre tenis maçını izledik. Bugüne dek çok sayıda başarılı sporcunun yetiştiği Tenis Deniz İhtisas Kulübü'nün atmosferinde Zonguldak'ın tarihine ve kent belleğine ev sahipliği yapan özel bir mekanda olduğunuzu hissetmemeniz mümkün değil. Kulübün kapıları herkese açık.



Zonguldak Tenis Deniz İhtisas Kulübü 19 Temmuz 1951 tarihinde kurulmuş ve bir ihtisas kulübü olarak binlerce sporcu yetiştirmiş. Kulüp sportif başarılarının yanısıra kentin kültür ve eğitim alanındaki en önemli kuruluşlarından biri olarak ön plana çıkmış.




Şimdi de sıra Deniz Kulübü'nü keşfetmeye geldi. Eskiden birbirlerine patikalarla bağlanan kulüpler günümüzde birbirinden farklı işletmeler olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Deniz Kulübü'nün kapısından içeriye girdiğinizde sizi oldukça güzel bir peyzaj düzenlemesi ve denize doğru inen merdivenler karşılıyor. Deniz Kulübü'nün kıyıya yanaşmış bir gemi gibi tasarlanmış binası restoran olarak hizmet veriyor. Ayrıca burada çeşitli etkinlikler de düzenleniyor.



Ana binada ve hemen karşısındaki eski binada teraslar yer alıyor. Bu teraslarda yaz sezonlarında çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor. Aşağıda yazın tıklım tıklım olan bir sosyalleşme alanı ve küçük bir kumsal var. Üstünde Deniz Kulübü 1950 yazılı barı gördüğümüzde retro müziklerin çaldığı ve insanların keyifle eğlendiği bir mekan canlandı gözümde. Kayaların üzerinde yer alan ve atlama yeri olarak merdivenle çıkılan yerden Deniz Kulübü'nün ve kayalıkların çevrelediği bu küçük koyun güzelliğini keşfediyorsunuz.




Zonguldak'a geldiğinizde iki parçalı bir şehirde olduğunuzu unutmayın. Bu şehrin bir yer üstü bir de yer altı var. Biz yer üstünde keyifle vakit geçirilebilecek Fener Mahallesi'nde küçük bir keşif turu yaptık. Fener'e geldiğinizde uçsuz bucaksızmış gibi görünen Karadeniz'e doğru derin bir nefes çekin. Yüzünü Romanya'ya dönmüş bu kıyılardan denize bakarken zihninizin karmaşıklığının geride kalmaya başladığını ve ufkunuzun genişlediğini fark edeceksiniz.


Teşekkürler Dünya! 


Kaynak:

(1) https://www.zonguldakgeopark.com/mekan/fener-eski-yerlesim-alani

BARTIN'DA ŞİİR GECESİ: İLKYAZ ÖLÜMLERİ KONUŞULDU

Kitap Kardeşliği Bartın Topluluğu, Mart ayı etkinliği kapsamında Sarmaşık Kafe’de şiir ve edebiyat dolu bir geceye imza attı. Topluluk üyele...