Kızılkum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kızılkum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2026 Cuma

DENİZE VARMAK İÇİN

Aşağıihsaniye diye bir köy var bende. Daha nice köy var, ceplerimden bacalar tütüyor benim. Topraklarından yüzyıllar öncesinden sürülenlerin hikayelerini saklıyorum yamaçlarımda. En eski ağıtlarla büyüyen çayırlarımda, inekler ve kuzucuklar geziniyor. Gökyüzü umarsız bir çoban gibi başımda bekliyor, yağmuru ha şimdi ha birazdan yağdıracak gibi. Sırtım üşüyor en çok kış gecelerinde. Denizden mavi desenli rüzgarlar esiyor acı acı. Sert yüzüm bir ova gibi yumuşuyor ve gülümsüyorum bir çocuk gibi trenler geçince kenarından Filyos'un... Kokaksu treninden az önce inmiş gibi gelen baharı karşılıyorum. Yorgunluğun demini çeken güneşli bir pazar gününde, şehirden misafirlerim geliyor, şiir gibi adım sesleriyle... Her adımları toprağı öper gibi. Nazik, içten ve incitmeden. “Bir gün elbet sana döneceğiz” der gibi sarılıyorlar toprağın büyülü kokusuna. Koynuma alıyorum onları, kuytularımda açan akyıldız çiçekleri gibi bembeyaz ve el değmemiş sırlarımı veriyorum onlara. Dokunuyor, dinliyor; sonra yorulup dinleniyorlar. Deliriyorlar mutluluktan baharda giyindiğim renkleri görünce. Hepsini toplasan benim dev gövdemde ancak bir tırtıl kadar ederler. Haritada yemyeşil bir dağım, diz çökmüşüm Kızılkum'a doğru. Yağmurda kaybolacak tüm ayak izleri, buradan geçti hepsi, denize varmak için...



Parçalı bulutlu bir Bartın sabahında yola koyulduk. 45 dakika süren yolculuğumuzun sonunda, yürüyüşümüzün başlangıç noktası olan Çaycuma’ya bağlı Saltukova Beldesi’ndeki Aşağıihsaniye Köyü’nün girişinde araçlarımızdan indik.




Çaycuma Doğa Sporları ekibinin de katılımıyla kalabalık sayılabilecek bir grup oluşturarak, harika bir rotayı adımlamaya hazırlandık.




Başlangıç noktamız olan Aşağıihsaniye Köyü’nün ilginç bir özelliği olduğunu ise internette köy hakkında bilgi edinmek ve haritadaki konumunu keşfetmek için yaptığım bir arama sırasında öğrendim.




2019 yılında yayınlanan bir habere göre, Türkiye’deki Abhaz diasporası burada daha önce bilinmeyen, Abhaz kökenlere sahip yaklaşık 300 aileyi keşfetmiş. Köy sakinlerinin, atalarının yüzyıllar önce kendi topraklarından zorla sürüldüğünü bildikleri ortaya çıkmış. Ancak  köy sakinlerinin hiçbiri Abhazca konuşamıyormuş. (1,2)




Karadeniz’in doğu kıyısında yer alan Abhazya Cumhuriyeti, bugün uluslararası toplumun büyük bir kısmı tarafından Gürcistan’ın bir parçası olarak kabul edilse de fiilen bağımsız bir yapıya sahip. Abhaz diasporası ise 19. yüzyılın ortalarında Rus-Kafkas Savaşı’nın ardından anavatanları Abhazya’dan zorunlu göçe tabi tutulan ve Osmanlı İmparatorluğu’na yerleşen Abhazların oluşturduğu topluluğu ifade ediyor.




Bu coğrafya, yalnızca doğal güzelliklerinin zenginliğiyle değil; farklı kimliklerin bir arada yaşadığı kültürel çeşitliliğiyle de dikkat çekici bir derinlik sunuyor.



İlkbaharı kovalayan bir kelebek misali, ağır adımlarla köy yolunu aralayıp doğanın koynuna doğru ilerliyoruz. Önümüz yeşil, yönümüz mavi bugün. Orman yolunun rampalarında, tertemiz havaya açılıyor içimizde kış boyu kapalı kalan pencerelerimiz.




Günümüzde bu topluluk, başta Türkiye olmak üzere farklı ülkelerde yaşamını sürdürüyor. Abhazların Türkiye’de yoğun olarak yaşadığı bölgelerin başında Karadeniz geliyor. Nitekim Çaycuma’ya bağlı Saltukova beldesi ve çevresi de bu yerleşim alanlarından biri. Burada Abhazların köklü kültürünün izleri hala canlılığını koruyor. Son dönemde Saltukova’da düzenlenen Kültür ve Dayanışma Etkinliği ise bu kültürel sürekliliğin önemli bir örneği olarak öne çıkıyor.




Güneş yakıyor, yokuşa vurdukça kendimizi… İncelmek, hızlı başlayan bir moda gibi, bir anda atılıyor üzerimizden kışlıklar, kalın kıyafetler. Terlemek, ıslanmak, çamura bulanmak, tozlanmak, düşmek, kalmak… Hepsi dahil bu gidişe. Hepsi olağan.
Rüzgar estikçe denizden doğru acı acı, elimdeki batonun boş delikleri ormanın melodisini çalan bir flüte dönüşüyor. Bir köşeye çömelmiş, dinlenirken dinliyorum. Birkaç yudum suyla yenileniyor hücrelerim ve bir şarkı mırıldanıyorum; yalnızca içeriye ses veren bir kulaklık gibi.




Kollarını gökyüzüne uzatmış gibi duran ağaçların arasından masmavi deniz görünüyor. Rüzgar kesiliyor ama yine de yer yer gölgeler üşütüyor. Sadece orman yolunda, aynı tempoda yürümek bize göre değil. Bir aksiyon bekliyordum, uzun molanın ardından dar bir patikadan deli ormana dalıyoruz. Öncümüz, elindeki bıçkıyla dikenleri yara yara yol açıyor bize.



Yağmur derelerinin nemli çamurundan geçip denize çıkan yola varmak için yürüyoruz. Eğilerek, doğrularak, kayıp düşmemek için ağaç gövdelerine sarılarak; dere yatağının kaygan çamurunda atlayıp zıplayarak ilerliyoruz.




Yeniden orman yolundayız. Son durak deniz. Hiç acelemiz yok. Keyfini süre süre varıyoruz çölü andıran kum tepelerine.




Tepeden bakınca kumsalın ortasında bir dere, derenin kenarında bir çimenlik ve otlayan inekler görünüyor. Böyle bir güzellik dünyanın kaç yerinde var ki… "Bir de değerini bilebilsek" diyorum yüksek sesle.




Kumsalda inekler dolaşıyor. Yolunu şaşırmış değiller; tam olması gereken yerdeler. Kartpostal gibi bir manzara. Avrupa’da olsa herkesin hayran kalacağı türden.




Kum tepelerine çıkıp birkaç manzara fotoğrafı ekliyoruz kişisel arşivimize. Daha bitmedi. Kumsalın diğer ucunda bitecek yürüyüşümüz. Plajı bir uçtan bir uca yürümeye başlıyoruz şimdi.




Kumsalın Kızılkum tarafından Hatipler Plajı’na doğru uzanan yönünde ilerledikçe, dönüp arkamıza baktığımızda Filyos Limanı kendini göstermeye başlıyor. Manzaranın doğallığını bozsa da artık o da bir gerçek ve ihtiyaç. Fotoğraflardan silmeye kalksak da orada duruyor.




Üşütüyor denizden esen rüzgar. Biraz dinse keşke diye beklesek de bizi dinleyecek gibi değil Karadeniz. Kumsalın bir ucuna vardığımızda en acil ihtiyaç; termostaki sıcak su, çay ve enerjimizi toplamak için birkaç küçük atıştırmalık...




Kimimiz çimenlere çöküyor, hepimizde rüzgarın bıraktığı hafif bir sersemlik var. Başımda hafif bir ağırlık hissediyorum. Temiz hava ve rüzgar çarpmış olmalı.




Yaklaşık 10 kilometrelik yürüyüşün sonunda Bartın’a dönme vakti geliyor; bir rüyadan uyanır gibi. Sağımız solumuz adeta İsviçre Alpleri gibi; küçük köy evleri, yemyeşil çayırlar, yamaçlar… Tıyırtı rampasından doğru salıyoruz kendimizi Bartın'a. Bir sonraki merak ettiğimiz rotaya dek, şimdilik bu kadar...



Teşekkürler Dünya!  







Kaynak:
(1) https://ajanskafkas.com/manset/turkiyede-iki-abhaz-koyu-kesfedildi/
(2) https://abaza.org/tr/iki-yeni-abhaz-kyoyyu-tyurkiye-abhaz-kyultyur-dernekleri-federasyonuna-dahil-olacak

BARTIN'DA KENDİ RÜZGARIYLA YARIŞANLAR: 74 RUNNERS KOŞU TOPLULUĞU

Bazen onları birkaç kişilik bir grupla, herkesin kendi aracıyla keyif yapmak için yola çıktığı pazar günlerinde, Amasra asfaltında koşarken ...