Bazen sadece rutin işlere ve mecburiyetlere biraz ara vermek, biraz soluklanmak, bulunduğun yerden uzaklaşmak; hatta sınırın öte tarafına geçmek istersin. Cebinde pasaportun olsun ya da olmasın, başka bir dilin konuşulduğu, başka kültürlerle temas edebildiğin, tarihi güzelliklerle dolu kadim bir şehri adımlayabilmek de iyi bir alternatif olabilir. Geçtiğimiz Kurban Bayramı tatiline ikinci kez gittiğimiz Tiflis, tam da böyle hissettirdi ve bize yine tüm güzelliklerini cömertçe sundu. Bir tarafı Avrupa, bir tarafı Sovyetler; bir tarafı modern, bir tarafı geleneksel olan bu kadim şehri yeniden adımlamak çok keyifliydi...Damağımızda leziz şaraplarının bıraktığı hoş serinlikle, elimizde üzüm bağlarını andıran harflerle yazılmış Gürcü edebiyatının usta şairi Şota Rustaveli’nin bir kitabıyla, belleğimizde ise yeni hikayeler ve fotoğraflarla yurda geri döndük.
Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan başlayan ve yaklaşık 1 saat 40 dakika süren bir gece uçuşuyla komşu ülke Gürcistan’a ulaşıyoruz.
İniş için alçalmaya başladığımızı duyuran anonsun ardından pencereden bakıyor ve gökyüzünün karanlığını delen Batum’un ışıklı gökdelenlerini izlemeye dalıyorum.
Aradan geçen iki yılın ardından, hemen hemen aynı dönemde yeniden Tiflis’e ayak basıyoruz.
Seyahat Sigortası Zorunlu
Gürcistan’a giriş için pasaport göstermemize gerek yok. T.C. çipli kimlik kartımızın yanımızda olması yeterli. Bunda değişen bir şey yok.
Ancak tek bir değişiklik var; biniş için check-in yaptığımızda bizden seyahat sağlık sigortası poliçemizi göstermemizi talep ediyorlar.
Bu sigortanın bedeli, tercih ettiğiniz sigorta şirketine göre 3–5 Euro arasında değişiyor. Gürcistan pasaport kontrolünde ise bu konuda ya da başka herhangi bir konuda hiçbir soru sorulmuyor; ancak bu belgeyi istemeleri her zaman ihtimal dahilinde.
Tiflis Havalimanı’nda ücretsiz Wi-Fi hizmeti sunuluyor. İnternete bağlanır bağlanmaz, etrafımızı bu bölgenin uyanık taksicileri sarmadan hızlıca bu ülkede aktif olarak kullanılan Bolt uygulamasından bir taksi çağırıp şehir merkezindeki otelimize doğru yaklaşık 20 dakika süren bir yolculuğa çıkıyoruz.
Şehir Merkezine Doğru
Havalimanı kavşağından çıkınca bizi ilk olarak yolun sağında ve solunda yükselen devasa Sovyet blokları karşılıyor. Eski bir Sovyet ülkesinde olduğunuzu hissettiren kent dokusu hemen göze çarpıyor.
Az önce bahsettiğim devasa blokları bölen yeşil alanlar, geniş caddeler, yine o dönemden kaldığı belli olan alt geçitler ve tüneller...
Şehir merkezine giderken gördüğümüz her şey, adeta elektrikli bir Amerikan otomobilinin bizi Sovyetler Birliği günlerine ışınlaması kadar ironik.
Tiflis'te Bir Gece Yarısı
Konaklayacağımız otel, şehrin kurucusu Kral Vakhtang Gorgasali'nin adını taşıyan meydana yalnızca bir dakikalık yürüme mesafesinde yer alıyor.
Gecenin çok geç saatinde olmamıza rağmen, taksiden iner inmez hemen yakınımızdaki Jan Shardeni Caddesi'ndeki eğlence mekanlarından yükselen müzik seslerini rahatlıkla duyabiliyoruz.
Odamız, geleneksel Tiflis evlerinden dönüştürülmüş eski bir binada yer alıyor. Balkona çıktığımızda ise karşımızda 13. yüzyıldan kalma bir Ermeni kilisesi olan St. George Katedrali tüm ihtişamıyla parlıyor.
Hemen arka planda Gürcü Ana Heykeli'ni görüp (Kartlis Deda) ona yeniden merhaba diyoruz. Tam karşımızda ise heykelin bulunduğu Narikala Kalesi ile Rike Park'ı birbirine bağlayan ve geceyi dinlenerek geçiren boş teleferik kabinleri yükseliyor.
Sabah otelin terasındaki keyifli kahvaltımıza Metekhi Kilisesi ile Kura Nehri manzarası eşlik ediyor.
Yurt dışında daha önce gittiğimiz bir şehre ani bir planlamayla yeniden gelmek, sanki dün de buradaymışız gibi hissettiriyor. Tiflis'te görülmesi gereken pek çok tarihi mekanı ve müzeleri daha önceki gezimizde ziyaret ettiğimiz için bu gelişimizde tamamen kafamızın estiği gibi dolaşma rahatlığıyla hareket ediyoruz.
Şehir turumuza hemen yakınımızda bulunan Meydan Bazaar'dan başlıyoruz. Gürcü şarapları, yöresel yiyecekler, geleneksel kıyafetler, hediyelik eşyalar kısacası ne ararsanız var diyebileceğimiz hem pazar hem de bir alt geçit burası.
Merdivenlerle yeniden cadde seviyesine çıkıyoruz; sıra sıra eğlence mekanları, bir kültür ve sanat şehrinde olduğunuzu hissettiren sokak heykelleri ve grafitiler, köşe başlarında alt alta dizilmiş kahverengi yönlendirme tabelaları ve eski kentin kıpır kıpır hareketli sokakları çıkıyor karşımıza. Yeniden burada olmak çok güzel.
Eski Kentte Yürüyüş
Erekle II Caddesi boyunca yürüyüşümüze devam ediyoruz. Bu caddede, Eski Tiflis'in kendine has dokusu ve sokak ritmi bizi yeniden kucaklıyor. Bir süre sonra şehrin simgelerinden biri olan Saat Kulesi'ne ulaşıyoruz.
İlk bakışta Avrupa'nın pek çok kentindeki gösterişli saat kulelerini akla getirse de aslında bambaşka bir hikaye anlatıyor. Kusurluluğun ve düzensizliğin estetize edilmiş hali gibi yükselen kule, tıpkı hayatın kendisi gibi tekdüze olmayışın sanatsal bir yansıması adeta.
Akşam saatlerinde yeniden buraya dönmek üzere rotamızı Tiflis'in meşhur bit pazarının kurulduğu Kuru Köprü'ye çeviriyoruz. Eski ve özenle restore edilmiş binaların çevrelediği
Orbeliani Meydanı'na geldiğimizde ise Sovyet şehir
planlamasının izleri hala göze çarpıyor. Geniş yapraklı ağaçların gölgesinde biraz soluklanıyor, parkın hemen
yanındaki rengarenk çiçek tezgahlarına bakmadan geçemiyoruz.
Bazari Orbeliani'de Kahve Molası
Meydandan ayrılıp Tiflis'te hem bir şeyler yiyip içebileceğiniz, hem resim
sergilerini gezebileceğiniz, sosyalleşebileceğiniz ya da diz üstü bilgisayarınızla rahatça çalışabileceğiniz; şehri ziyaret edenlerin büyük bölümünün pek bilmediği
keyifli bir mekana, Bazari Orbeliani'ye uğruyoruz. Burada kısa bir kahve molası
veriyor, ardından teras katına çıkarak Tiflis'in modern ve tarihi yüzünü aynı
karede buluşturan manzarayı fotoğraflıyoruz.
Tiflis'in Meşhur Bit Pazarı: Kuru Köprü
Ve Kuru Köprü'ye geldiğimizde, antika eşya meraklılarının ve koleksiyoncuların uğrak noktası olan ünlü bit pazarını dolaşıyoruz. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından ikinci el eşyaların satıldığı bir alana dönüşen bu pazarda birbirinden ilginç antikalar, ikinci el kıyafetler, plaklar, eski otomobil plakaları, Sovyet döneminden kalma askeri üniformalar ve apoletler, el yapımı geleneksel Gürcü ürünleri, eski fotoğraf makineleri ve çeşitli el sanatları ürünlerini bulmak mümkün. Meraklıları burada saatlerini, hatta bir gününü rahatlıkla geçirebilir.
Şehrin En Popüler Caddesi: Şota Rustaveli
Şehrin en popüler arterlerinden biri olan Şota Rustaveli Caddesi’ne geldiğimizde ilk olarak Opera ve Bale Binası’nda Kuğu Gölü Balesi için bilet bulabilme umuduyla şansımızı deniyoruz; ancak tüm biletlerin satılmış olması nedeniyle bu güzel gösteri başka bir zamana kalıyor.
TKT.ge sitesinde gezinirken Tiflis'in bir kültür-sanat kenti olduğu etkinlik takvimindeki yoğunluktan ve tükenen biletlerden hızlıca anlaşılıyor . Bir sonraki Tiflis ziyaretimizde biletleri önceden almak için bu siteden yararlanmayı planlıyoruz. Bu küçük notu da hem kendimize hem de bu yazıyı okuyan ilgililere bir hatırlatma olarak burada bırakıyoruz.
Şehrin en önemli caddelerinden biri olan Rustaveli Caddesi çıkıyor ve Özgürlük Meydanı'na kadar keyifli yürüyüşüme devam ediyoruz. Cadde boyunca birbirinden farklı ve görülmeye değer müzeler, köşe başlarındaki heykeller, parlamento binası, Galleria AVM gibi yapılar sıralanıyor. Bu cadde hem yaya hem de araç trafiği olarak oldukça hareketli. Daha önce karton bardaklarına profillerimizi çizdirdiğimiz Kvarts Cafe'nin önündeki rezervasyon kuyruğu da gözümüze çarpıyor.
Özgürlük Meydanı'na bir selam verip, meydanın karşı tarafına geçebilmek için Tiflis'in ünlü yaya altgeçitlerinden birine yöneliyoruz. Bu altgeçitler, şehrin gündelik yaşamını tüm doğallığıyla gözlemleyebileceğiniz özel mekanlar adeta.
Şehrin En Eski ve Otantik Mekanlarından Sadece Biri: Cafe Dante
Yürüyüşümüze biraz mola vermek istiyoruz. Eski Kentin renkli sokaklarına dalıyor ve dışarıdan bakıldığında varlığını neredeyse hiç belli etmeyen, Tiflis'te benzerlerine sıkça rastlanan retro mekanlardan biri olan Cafe Dante'de soluğu alıyoruz.
Mekanın ahşap merdivenlerinden yukarıya doğru çıkarken sanki yıllar öncesine açılan bir kapıdan geçiyormuşuz hissine kapılıyoruz. Girişte bizi küçük bir bar, eski dönemlerden kalma eşyalar ve sokağa bakan bir balkon karşılıyor.
Müşterilerin bir evin salonunda ağırlandığı bu mekanda her şey olduğu gibi bırakılmış; yılların izini taşıyan mobilyalar, hafifçe yıpranmış eşyalar, duvarlara asılı duran ve misafirler için ihtiyaç halinde askıdan indirilen eski ahşap sandalyeler ve tozlu raflardaki parmak izlerinde gizlenen tüm yaşanmışlıklarıyla bizi bambaşka bir atmosfere taşıyor.
Köşedeki eski radyodan yükselen hoş melodiler odanın duvarlarında yankılanırken, önümüzde duran enfes bir Gürcü şarabı ve nefis bir pizza eşliğinde güzel bir sohbete dalıyoruz. Tiflis'in hareketli sokaklarından sadece birkaç dakika uzaklıkta olsak da burada zamanın biraz daha yavaş aktığını hissetmemek mümkün değil.
Geleneksel Tiflis Evleri İle Çevrili Gudiashvili Meydanı
Mekandan ayrılıp Gudiashvili Meydanı'na doğru yöneliyoruz. Eski Kent içerisinde bulunan ve restore edilmiş birbirinden güzel ve renkli tarihi yapılarla çevrili bu meydanda resim sanatçılarının satışa sunduğu eserleri bir süre keyifle inceliyoruz.
Cafe Novel'e geldiğimizde ise raflardan rastgele seçtiğimiz kitapların sayfalarında kayboluyor, eski plaklardan çalınan şarkıların ritmine kapılıyoruz. Kafeden ayrılırken Gürcülerin büyük şairi Şota Rustaveli’nin orijinal dilde basılmış en ünlü eseri, kitaplığımızdaki yeni yerine varmak için bizimle birlikte yolculuğa çıkıyor.
Şota Rustaveli, 12. yüzyılda yaşamış, Gürcü edebiyatının en büyük figürü ve Gürcistan'ın ulusal şairi olarak kabul edilen tarihi bir figür. En ünlü eseri ise Gürcü kültürünün yapı taşı sayılan ve UNESCO Dünya Belleği Programı'nda yer alan "Kaplan Postlu Şövalye" (The Knight in the Panther's Skin) adlı epik şiir.
Tiflis Saat Kulesi ve Ünlü Kukla Gösterisi
Saat Kulesi'ne yeniden geliyoruz. Çünkü bu saati tasarımı kadar özel kılan ve günde iki kez gösterimi yapılan Kukla Tiyatrosu'nu izlemek istiyoruz. Alandaki kalabalığa karışıp gösterinin başlamasını bekliyoruz. Saat akşam 7'yi gösterdiğinde herkes susuyor, saat kulesinde bulunan melek figürü çana vurmaya başlıyor ve herkes bu anı ölümsüzleştirmek için telefonlarının video tuşuna basıyor.
Ünlü Gürcü kukla ustası, yönetmen ve oyun yazarı Rezo Gabriadze tarafından 2010 yılında yapılmış. Yan yatmış gibi duran asimetrik kulenin her köşesinden farklı bir detay göze çarpıyor. Kulenin tepesindeki küçük pencerelerden her saat başı kanatlı bir melek çıkıp çana vuruyor. Ayrıca her gün saat 12:00 ve 19:00'da "Hayatın Döngüsü" adlı, bir çiftin tanışmasını, evliliğini ve yaşlılığını anlatan kısa bir kukla tiyatrosu gösterimi yapılıyor. Kulenin inşasında, Tiflis'in yıkılan eski binalarından toplanan tarihi tuğlalar ve taşlar kullanılmış. Kulenin alt kısmında Gabriadze'nin kendi elleriyle yaptığı yüzlerce el yapımı çini seramik yer alıyor.
Tiflis Saat Kulesi'nin altında hemen sağ kısmında herkesin meraklı gözlerle yaklaştığı küçük bir büyüteç bulunuyor ve o büyütecin merceğinin içinde ise "Dünyanın en küçük saati" yer alıyor.
Machakhela Restaurant'ta Gürcü Lezzetleri
Akşam yemeğinden ziyade geleneksel Gürcü mutfağından küçük bir atıştırmalık yapmak için Machakhela Restaurant'ı tercih ediyoruz. Tabii buraya kadar gelmişken meşhur Gürcü mantısı hinkali yemeden ve armutlu gazoz içmeden olmaz. Hinkaliyi sadece belirli sayılarda sipariş edebiliyorsunuz. Geleneksel şekilde hazırlanışından dolayı porsiyonlar belirli adetlerle sunuluyor. Tabii daha önceki deneyimlerimizde aklımızda kaldığından dolayı siparişlerin kısa sürede servis edilmediğine yeniden şahit oluyoruz. Sunulan porsiyon tabağının ise çok lezzetli ve doyurucu olduğunu söyleyebilirim.
Kanyon ve Şelale
Yemekten sonra Tiflis'in ünlü Sülfür Hamamlarının bulunduğu meydanı ve Aşk Köprüsü'nü gezip, şehrin merkezindeki en ilginç doğal oluşumlardan biri olan Leghvtakhevi Kanyonu'nu ve Şelalesi'ne kadar yürüyüşümüze devam ediyoruz.
Kanyonun içinden baktığımızda metrelerce yükseklikteki kayaların üzerine elle kondurulmuş gibi duran ve pencereleri doğrudan uçurumlara açılan geleneksel Tiflis evlerinin yıkılacakmış gibi görünen korkutucu görüntüsüne şahit oluyoruz. Doğrusu o evlerden birinde oturmak bulundukları konum itibarı ile kesinlikle cesaret gerektiriyor.
İkinci Gün
Rüzgarlı ve yağmurlu bir Tiflis gününde Gürcü şarapları eşliğinde keyif yapmak için ilk kez gideceğimiz 8000 Vintages adlı çok hoş bir mekanı tercih ediyoruz. Gürcistan'ın 8000 yıllık şarap tarihine atıfla kurulan bu bar ve restoranın raflarında bin beş yüzü aşkın farklı etikete sahip şarap şişelerinin dizili olduğunu öğreniyoruz.
Somölyenin tavsiye ettiklerinden seçtiğimiz enfes şarapları yudumlarken, sipariş ettiğimiz atıştırmalıklarla keyifli bir sohbete ve pencereden bize eşlik eden yağmurun manzarasına dalıyoruz.
Bu hoş mekandan ayrıldıktan sonra şehrin en güzel caddelerinden birine Kura Nehri'nin karşı kıyısında yer alan Davit Aghmashenebeli Caddesi'ne geliyor ve yağmurda keyifli bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz. Tabii cadde üzerindeki bir köşede gördüğüm büfede her yurt dışı seyahatimde yaptığım gibi günlük gazetelerden seçtiklerimi satın alıyorum.
Fabrika
Bulunduğumuz caddeden ara sokaklara sapıp kentin ve hatta dünyanın en ünlü hostellerinden biri olan Fabrika'ya doğru yürüyoruz. Yeniden burada olmak bizi olduğumuzdan daha da genç hissettiriyor. Mekanın ruhu kapısından içeri girer girmez bizi sarıyor ve eski deri bir koltuğa yayılıp bir yandan biramı yudumlarken bir yandan da seyahatimiz boyunca bana yol arkadaşlığı yapan "At Çalmaya Gidiyoruz" adlı romanın sayfalarına gömülüyorum.

Hostel'in bahçe kısmında sıra sıra mekanlar dizili. Mekanların girişlerinin üst kısımlarında batılı liberal Gürcü kimliğinin simgesi haline gelmiş AB bayrakları Gürcistan bayrakları ile birlikte dalgalanıyor. Bir köşede rock'n roll tişörtler ve ceketler ile eski plak ve filmler satan gençlerle selamlaşıyoruz. Hostelin alt katında ikinci el kıyafet mağazasındaki ürünleri inceliyor, etiketlerdeki fiyatları görüp mağaza çalışanına anlamlı bir şekilde gülümseyerek hızlıca kapıdan dışarı çıkıyor ve mağazanın hemen bitişiğindeki içerisinde canlı performans sahnesi bulunan ve bir berber dükkanından dönüştürülmüş bara uğruyoruz.
Fabrika'dan ayrılıp taksi ile kısa bir şehir turu atıp Wine Factory N1 adlı Vera semtindeki tarihi bir şarap fabrikası kompleksinin farklı mekanlarla şekillendirilmiş avlusuna geçiyoruz. Görünüşü çok hoş olsa da burada geleneksel Gürcü yemekleri bulunmadığı için sadece avluda tur atıp yeniden eski kente geri dönüyoruz.
Rike Park
Barış Köprüsü'nden geçip şehrin en büyük ve hareketli parklarından biri olan Rike Park'ta akşam üstü gezintisi yapıyoruz. Şehrin merkezindeki parkta yeşillikler içinde yürüyüş yapmak ve dinlenmek iyi geliyor. Müzik, tiyatro ve sergi salonu olarak inşa edildiğini öğrendiğimiz ancak şimdilerde kaderine terk edilmiş görünen iki ayrı tüp şeklindeki fütüristik mimari yapıları görüntüledikten sonra parktan ayrılıp Avrupa Meydanı'na doğru yol alıyoruz.
Akşam yemeğimizde ise yine geleneksel Gürcü mutfağından haçapuriyi tercih ediyoruz ve tabii ki yanında yine armutlu gazoz eşlik ediyor.
Tiflis'teki son gecemiz... Rüzgar sabaha kadar eski kentin sokaklarında ıslık çalarak dolaşıyor. Biz de o rüzgara kapılıp eve dönmek için yeniden yollara düşüyoruz.
Hoşça kal Tiflis!
Teşekkürler Dünya!