amasra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amasra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2026 Çarşamba

BARTIN'DA KENDİ RÜZGARIYLA YARIŞANLAR: 74 RUNNERS KOŞU TOPLULUĞU

Bazen onları birkaç kişilik bir grupla, herkesin kendi aracıyla keyif yapmak için yola çıktığı pazar günlerinde, Amasra asfaltında koşarken görüyoruz. Kendi güçleri, hızları ve devinimleriyle hareket eden bu topluluk için Bartın’ın en özel ve en dinamik gruplarından biri desek abartmış olmayız. Sosyal medyadaki paylaşımlarıyla da sık sık antrenmanlarından, farklı rotalardaki koşularından ve katıldıkları çeşitli spor organizasyonlarından renkli kesitler sunuyorlar. Şehir hayatının olağan ritmine teslim olmak yerine kendi ritimlerini bulan; fiziksel ve mental güçlerini doğanın içinde, toprak köy yollarında, orman patikalarında ya da Arıt asfaltında; güneş, rüzgar ve yağmur demeden keşfeden bir topluluk 74 Runners. Bu söyleşide, 74 Runners’ın kurucusu ve aynı zamanda bir eğitimci olan Mustafa Çorak ile hem bu topluluğun hikayesini hem de onun kişisel koşu yolculuğunu konuştuk. Bartın’da filizlenen bu kolektif ruhun nasıl ortaya çıktığını birlikte keşfettik.


Mustafa Çorak cacophony___


Mustafa Çorak: "Koşu 30 yıldır hayatımda ancak planlı olarak yaklaşık 10 yıldır koşuyorum"

Bazı sporlar genellikle öncesinde bir ya da birkaç spor branşını barındırabiliyor. Örneğin bisiklet. Çoğumuzun küçük yaşlarda bisikleti olmuştur ve dolaylı olarak da olsa spor yapmışlığımız vardır. Kimi evinin civarında hobi amaçlı kullanırken, kimi zamanla uzun yollar alır, yeni yerler keşfeder, vücudunun uzun süreli sporla tanışmasına şahitlik etme şansını yakalar. Yokuş sürüşlerinin yoruculuğu ardından gelen iniş, yükselen nabzın rüzgarla ve manzara eşliğinde inişidir de aynı zamanda. O anlar sadece spor değil, doğayla yakınlaşmadır da. 


74runners


Doğa sporları temelli bu devinimsel süreçlerin olduğu bir çocukluk ve üniversite yıllarına kadar aktif oynadığım futbol ile birlikte koşu zaten hayatımın bir parçasıydı. Yani yaklaşık 30 yıldır. Planlı, devamlı ve gelişme odaklı olarak ise yaklaşık 10 yıldır koşuyorum diyebilirim. Koşu benim için hem yaşam biçimi hem de dayanıklılık gereksiniminden. Amatör olarak ilgilendiğim dağcılık sporuna koşu antremanlarının getirileri inanılmaz. Zorlu bir tırmanış esnasında yükselen nabızla ancak güçlü bir kalp baş edebiliyor örneğin.




"Grubumuz stadyumla koşanlarla birlikte oluştu"

Bartın’da 4,5 yıldır yaşıyorum. Bartın Atatürk Stadyumu'nda koşarken benim gibi koşan birçok kişi ile tanıştıktan sonra birlikte koşmaya başladık. Ardından koşu ve antrenman planları yapmak için bir iletişim grubu kurdum. Bu güne kadar yaptığım çoğu etkinliği “sanırım mesleğim dolayısıyla” insanlara yayma eğiliminde oldum. Grubumuzda bu düşüncede olan çok kişi olunca öncelikle sosyal medya hesabı açtım ve çalışmalarımızı düzenli olarak paylaştım. Her geçen gün büyüyen bir oluşum oldu.




"Türkiye'de ve dünyada koşuya gözle görülür bir ilgi var"

Bartın’a geldiğim ilk yıl gözlemlediğim çoğu bireysel olarak koşan 10-15 kişilik bir gruptu. Düzenli olarak koşan ise 10’a ulaşmazdı. İlerleyen yıllarda farklı rotalarda ya da parkurlarda (yol ya da diğer stadyum gibi) koşanlarla da tanıştım. Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nün de genç koşu takımı var, yetenekli gençler var. Nüfusa oranla sayı çok az. Ancak sadece Bartın’da değil gerek ülke gerekse dünya genelinde koşuya gözle görülür bir rağbet var. Bunu stadyumda yaptığımız antrenmanlarda da net şekilde gözlemleyebiliyoruz.


Mustafa Çorak


"74 Runners daha kalabalık bir koşu grubu haline gelecek" 

Şu an iletişimi grubumuzda 30 kişiyiz. Sosyal medya hesabımızda iletişim halinde
olduğumuz kişi sayısı ise 200’e yakın.



"Amacımız koşuya nasıl ve nereden başlayacağını bilmeyenlere yol göstermek" 

Bartın Koşu Topluluğu’nun kurulma amaçlarından biri ve en önemlisi; koşuya nasıl ve
nereden başlayacağını bilmeyenlere biraz yol göstermek. Bunun için yeni başlayanlarla
tanışmak ve başlangıç için yol göstermek amacıyla haftada bir gün ve saat belirledik; cuma günleri saat 17:30. Toplu olarak düşük seviyeli yaptığımız bu antrenman herkesin kolaylıkla uyum sağlayabileceği şekilde planlanıyor. Zamanla kişi kendi amaçları doğrultusunda kendi antrenman programını yapabilir hale geliyor. Antrenman programı demişken; birçok sporda olduğu üzere koşu sporu da kalple yakından ilişkili bir dal olduğu için düzenli olarak (örneğin yılda bir kez) kardiyoloji uzmanına görünmeyi ihmal etmeyiz.



"Pazar uzunu olarak adlandırdığımız asfalt ve araziden oluşan karma rotalarda koşuyoruz"

Genel olarak Bartın Atatürk Stadyumu’nda koşuyoruz. Stadyumda tartan pist mevcut.
Interval antrenmanlarımızı burada yaparız mesafe kontrol kolaylığı da sağladığı için. Ayrıca “pazar uzunu” olarak adlandırdığımız bazen tamamen asfalt bazen tamamen arazi bazen karma rotalar yapıyoruz. Yaklaşık bir yıldır her hafta sonu yaptığımız “Pazar uzunu” koşularımızın ilki Arıt kavşağı başlangıçlı Amasra tünelinden geri dönüşlü parkurumuz yaklaşık 19 kilometreydi. Zamanla farklı rotalar ve farklı uzunluklara farklı rakımlar da eklenerek zengin bir güzergah ağı oluşturduk. Her birinin keyfi ve amacı farklı çok sayıda rotamız mevcut. Ara ara doğaçlama köy yolları da yapıyoruz.





"Mugada, Amasra ve Arıt Yolu en keyif aldığımız rotalar"

Bu soruya herkesin yanıtı farklı olacaktır, kimi arazi koşuları severken kimisi asfalt tercih
ediyor. Kimi kısa süreli nabız değişkenliği tercih ederken kimisi daha stabil koşular tercih
edebiliyor. O haftanın planı yapılırken rotaya göre katılımcılarımız değişkenlik gösterebiliyor. Mugada yolu, Amasra eski yol, Arıt yolu keyif aldığımız rotalardan sadece birkaçı.




"Yurt içinde organize edilen maraton koşularına katılıyoruz"

Evet fırsat buldukça katılım sağlamaya çalışıyoruz. Bireysel ya da ekip olarak katıldığımız
koşulardan bazıları; İstanbul Maratonu, Adana Kurtuluş Maratonu, Kartal Uğur Mumcu Anma Koşusu, Osmaniye Yarı Maratonu, Çaycuma Yol Koşusu, Trabzon Yarı Maratonu, Winterrun İstanbul. Bu koşuları “yarış” olarak görenler de var, kendi derecesini geliştirmek için katılan da var, yüzlerce koşucunun buluştuğu bir festival gibi görenler de var. Her koşucu kendi önceliklerini belirleyip katılım sağlar. Ortak önceliğimiz kişisel gelişimimize katkı sağlamak.




"Koşu grubumuza özellikle üniversite öğrencilerinden katılım yüksek"

Özellikle farkı sporlarla ilgilenen arkadaşlarımızdan olumlu bir dönüş ve katılım oldu.
Çünkü koşu tek başına bir branş iken aynı zamanda bir çok spor branşının özellikle
dayanıklılık gereksinimleri için ayrılmaz bir parçası halinde. Üniversite öğrencilerinden de katılım yüksek. Önümüzdeki aylar baharın gelişiyle daha kalabalık koşu topluluğu haline geleceğimize şüphe yok.:)



28 Şubat 2026 Cumartesi

SİYAH İNCİ'DE BIRAKILAN İZLER: GÖMÜ KÖYÜ

“Meğer benim buna ihtiyacım varmış.” Manzarayı görünce içimden seslenen cümle bu oldu. Zihnimde yeni manzaralar açıldı. Bindik minibüse, indik son durakta, bir köy mezarlığının yanında. Uzun ince bir patikadan yürüdük; ağaçları denizi gizleyen ormanın içinden süzülerek. Dallar, dikenler çarpıyor yüzümüze. Bir çizik atmış bir diken tenimize, çok mu? Modern hayat bize neler etti… Ruhumuza attığı çiziklere bana mısın demeden kucakladık hoyrat denizi. Siyah İnci’nin bilge taşları güneşten almıyor esmerliğini, emeğin rengi bu ola. Yaslanınca bir kayaya, bakınca ağaçlara; sanki yüzlerce yeşil gömlekli ve kahverengi ceketli insan Karadeniz’e doğru koşmaya hazırlanıyor gibi göründü gözüme. Koca orman, görünmez bir sınır çekilmiş gibi aniden bitiverdi. Ağaçlar, “köy masalları buraya kadar, şimdi sıra denizcinin seyir defterinde” der gibi uğurladı bizi kumsalın bağrına doğru uzanan toprak yolda. Bu kez Gömü’deyiz. Kuşkayası’ndaki başsız heykellerin sırlarını bildiği ve asıl güzelliğini gizlediği yerdeyiz. Keşke hep Siyah İnci’de kalsa sadece bizim ayak izlerimiz.




Geçtiğimiz cumartesi günü BARDOSK74 ekibi ile birlikte yeniden yollara düştük. Hafta sonları sabah erken saatlerde başlayan uzun yürüyüşler, Ramazan ayı nedeniyle yerini akşamüstü saatlerinde başlayan; renkli gün batımını izlediğimiz, deniz manzaralı bir iftar sofrasıyla şenlendirdiğimiz, ardından kafa lambalarıyla gecenin karanlığında yol aldığımız kısa bir parkura bıraktı.




Türkiye'nin en güzel deniz manzaralı köylerinden biri olduğunu düşündüğüm Amasra İlçesi’ne bağlı Gömü Köyü’ne doğru yol aldık bu kez. Yola çıkarken hava bulutluydu ama fazla soğuk değildi. 



Amasra Tüneli’nden çıktığımızda ise Karadeniz’in üzerindeki yağmur bulutlarını ve denizin üstünde köpük köpük uzanan dalga izlerini görünce, gideceğimiz kıyıda bizi sert bir rüzgarın bekliyor olabileceğini düşündük. Neyse ki korktuğumuz gibi olmadı.



Başlangıç noktamız olan Gömü Köyü’ne vardığımızda araçtan indik. Sessizliğin ve sakinliğin ritmini duyumsamak için biraz etrafa bakındım, tertemiz köy havasını derin derin içime çektim. Köyün girişindeki mezarlığın yanından başlayan, yeşillikler içindeki dar patikada ilerlerken ağaçların seyreldiği noktada karşımıza çıkan Siyah İnci Plajı manzarasına insanın kendini kaptırmaması gerçekten çok zor. 




Sık sık duraklayıp hem o anları çektiğimiz karelerle ölümsüzleştirdik hem de baharın habercisi nazik kızılcık dallarının sarı tomurcuklarına iltifat etmeyi ihmal etmedik.



Deniz, dev bir mavi mıknatıs gibi bizi kendine doğru hızla çekerken, geçtiğimiz patikadaki ince dallar ve dikenler, bedenimizde bu güzel günü birkaç günlüğüne de olsa tekrar tekrar hatırlatacak küçük sıyrıklar hediye etti.



Engebeli araziyi geride bırakıp, yağmurla gelecek taze sularını bekleyen kurumuş dere yatağının üzerinden atladık ve denizin bağrına bir avcı bıçağı gibi saplanmış görünen toprak yola vardık. Yolun sağında ve solunda yükselen, plajla aramıza sanki görünmez bir sınır çeken küçük bir ormanın içinde bulduk kendimizi.


Küçük bir balıkçı kulübesi, emekliliğini çimenler içinde geçiren bir sandal, yüzlerce yıl öncesinden ta Roma döneminden bir heykeltıraşın gelmesini ve kendilerine antik dönemin mimari şekillerini vermesini bekler gibi duran kaya parçaları… Denize nazır bu ormanın karşımıza çıkardığı sürpriz ve sakin misafirler bunlardı.


Çimenlerin bittiği anda, kömür renkli milyonlarca küçük taşın yığıldığı Siyah İnci Plajı ayaklarımızın altına öylece serildi. İnsanın içinden denize doğru koşma isteği uyandıran bir andı.

 

Sırt çantalarımızı olduğumuz yere bırakıp plajı bir uçtan bir uca yürüdük önce. Kulağıma yapışmış tüm yapay sesler, dalgaların sesiyle temizlendi. Dilimde hiç bilmediğim bir melodi, daha önce hiç söylenmemiş bir şarkının sözleriyle kıyıya vuran her dalganın doğal bir metronom gibi tuttuğu ritmi buldu.




Gün yavaş yavaş çekilmeye başladığı anlarda kumsalın gün batımına doğru bakan sol kıyısındaki büyük kayalıkların etrafında toplanan ekip arkadaşlarımızın yanlarına geçtik.




İçimizde durmak bilmeyen o yaramaz çocuk, bu kez de atlaya zıplaya bizi kayaların üzerindeki en yüksek noktaya, manzarayı en geniş açıdan görebileceğimiz yere çıkarmaktan geri durmadı. Kayalara hızla çarpan iri gövdeli dalgaların kıyıda yarattığı kaosu izlerken, zihnimdeki tüm karışıklıklar ve bulanıklıklar sanki tam zıddı bir etkiyle yok oluverdi.




Amasra tarafından sanki siyah giysili adamlar, bulutların üzerine bir inşaat iskelesi kurmuş da gündüzün maviliğini ağır ağır gece rengine boyamaya başlamış gibiydi. Gün batımının sarı ile turuncuyu birbirine karıştırdığı o renk yelpazesini arkamıza alıp, kayaların üzerinden doğru geldiğimiz orman yönüne baktığımızda ise kahverengiyle yeşilin binbir tonu bir tablo gibi karşımızdaydı. 





Tepelerden bizi dikizleyen ve havlamalarını duyduğumuz köpekler ise normalde kimsenin olmadığı bu ıssız sahildeki varlığımızdan huzursuzlanmış gibi köy sakinlerine “Orada birileri var” diye haber verme telaşındaydı.




Güneş, cebindeki gündüzleri başka diyarlarda harcamaya gittiğinde, Amasra’dan gelen top ve ezan sesi kulağımıza çalındı; çantalardan çıkarılan iftarlıklarla küçük sofralar hızla hazırlandı. Bir kayanın köşesinde kaynatılan çorba, paylaşmanın güzelliğiyle içimizi daha da ısıttı. Yemekler bitirilip çay ve kahve eşliğinde muhabbet başladığında, karanlık bu ıssız sahile iyice çökmüş, kafa lambalarımız baktığımız yönü aydınlatmaya başlamıştı. Hava da bariz şekilde soğumuştu.



Siyah İnci Plajı, adı gibi simsiyah bir geceye tamamen teslim oldu. Artık buradan ayrılma vakti gelmişti. Tepelerdeki köy evlerinin ve birkaç müstakil evin önünü aydınlatan sarı ışıklar dışında bulunduğumuz alanda hiç ışık yoktu. Kafa lambalarımızla birbirimizden kopmadan, karanlığın ortasında ormanlık alana doğru yürümeye başladık. 




Tepelerden hızla denize akan küçük derelerle yarılmış, bazı noktaları çamur deryasına dönmüş yoldan, Amasra’ya doğru yokuş yukarı hafif tempoda yaklaşık 40-45 dakika süren bir yürüyüşle Siyah İnci’ye veda ettik. Ormandaki küçük su birikintilerinin nöbetçisi kurbağalar, heykel gibi donmuş halde yol kenarında bizi izliyordu. Birinin üzerine tam basmak üzereyken son anda fark ettim, kurbağa yerinden bile kıpırdamadı.




Karadeniz’i, uçurumlardan yankılanan dalga seslerini ve zaman zaman yüzümüze çarpan serin esintiyi arkamızda bırakarak tepeye çıktık. Gecenin karanlığını yarıp ıssız yolda ilerlediğimizi fark eden, burada bulunan müstakil evde yaşayan bir adam, elinde feneriyle, biraz merak, biraz da tedirginlikle bizi karşıladı. O saatte o karanlıkta orada ne yaptığımızı anlayınca da içten bir misafirperverlikle bizi evine çay içmeye davet etti. Nazik davetine teşekkür edip “bir dahaki sefere” diyerek yolumuza devam ettik ve TTK lojmanlarının yanındaki tali yoldan Amasra yoluna ulaştık.




Kafa lambalarımız dikkat çekmiş olmalı ki lojmanın bazı dairelerinin pencerelerinden perdelerini yarı aralayıp meraklı gözlerle bize bakanları fark ettim.



Yol kenarında bizi bekleyen aracımıza binmeden önce, bulunduğumuz noktadan rahatlıkla görünen ve gece ayrı bir zarafete bürünen Amasra manzarasına bakışlarımla dokundum. Bu güzel ekiple, böylesine keyifli bir parkuru daha tamamlamanın, doğayla ve denizle iç içe anılarıma bir yenisini daha eklemiş olmanın huzurunu ve mutluluğunu hissettim.




Instagram profilimde seçtiğim kareleri ve videoları paylaşırken de içimden şu dizeler dökülüverdi:

"Şu gökyüzünün altındaki tüm renkler
Hepsi Gömü'de bulduğumuz birer hazine
Bir akşam üstünde
Sanki 21 pare top atışı yapılıyor
Tepelerin ardında
Amastris bir an önce uyansın diye
Sonra başlıyor 'Siyah İnci' bandosu
"Köyde düğün mü var ne" demeden
Karadeniz yine göbek atıyor
Black Pearl'e hoşgeldiniz dostum diyor
Bir Meksikalının burada unuttuğu ayak izi
Güneşten değil kömürden almış esmerliğini
Kumsaldaki taşlarda yüzer gibi yürüyoruz
Bir devir teslim töreni başlıyor
Gece simsiyah perdelerini çekerek üzerimize geliyor
Bulutların ve tepelerin üstünden
Amasra için iftar vakti
Batarken ufukta güneş,
Sanki denizin tuzlu sularıyla orucunu açıyor
Renklerimiz kayboluyor
Artık belli belirsiz gölgelerden ibaretiz
Karanlık siniyor yüzümüze
Yeniden adımları saymaya başlarken
Yanmaya başlıyor kafamızdaki lambalar
Keşke bir gün böyle aydınlansa tüm karanlık kafalar
Diyorum içimden
Bu çamurlu orman yolunun bekçisi kurbağalar
Bizi yolcu ederken..."


Teşekkürler "BARDOSK74" ekibi...




Teşekkürler Dünya!


 


 

9 Ekim 2025 Perşembe

BARTIN'DAN AMASRA'YA YÜRÜMEK

Geçen yıl bu rotada yürümeyi çok istemiştim. Hala aklımda kalan, yürümek isteyip de henüz gerçekleştiremediğim birkaç rota daha var… BARDOSK74’ün yeni yürüyüş sezonu açılışı paylaşımını görür görmez, bu defa yağmur da yağsa çamur deryasında da yüzsek yürüyeceğim dedim. Hafta sonları rutinlerinden biridir Bartın’dan Amasra’ya gitmek… Bu sefer arabayla gitmenin konforunu bir kenara bırakıp, bambaşka bir yoldan; uzun, ince patikalardan yürüyerek ulaştık Karadeniz’in bu güzel kıyısına. Balıkçılar ve martılar karşıladı bizi. Özlemini çektiğim doğanın içindeki bu 15 kilometrelik yürüyüş, yalnızca Bartın’dan uzaklaşmak değildi. Geride kalan haftanın omuzlarımıza yüklediği her ne varsa hepsini üzerimizden atmak; varış noktasından çok, oraya varacak olmanın güzelliğini yaşadığımız o anların peşinden yürümekti. “Yürümenin Felsefesi”ni bir nevi böyle okumaktı…



Her zamanki bindiğimiz noktada yağmurdan sonra açan gökyüzünün tazelediğinde bizi başlangıç noktamıza götürecek olan aracımızı beklerken, önümüzde çok güzel bir günün bizi beklediğini hissettik. Bu güzel enerji sabahın erken saatlerinde deli deli yağan yağmurun dinişi gibi tüm sakinliği ve dinginliği ile üstümüze çökmüştü.




 
Başlangıçta nemli toprak kokusunu içimize çekerken, tenimize dokunan güneş ışıklarının giderek yükselen sıcaklığı bizi bir anda yaz mevsimine götürdü. Kocareis Köyü'nü geçer geçmez ormana ve sonbahara yüzünü dönmüş yamaçlara doğru adımlarımızı atar atmaz grubumuzla birlikte kuzeye doğru yol almaya başladık.




Kuytu köşelerde, uçurumların kenarında, vadilerin içlerinde ağaçların doğal bir şekilde kamufle ettiği evlerin yanından geçen bu yolda bir süre adım seslerimizden başka ses işitmez olduk. Sohbetler zaman zaman yerini içsel konuşmalara bıraktı. 



Rüzgar esti, adım seslerimize kulak kesilen uzaktaki ıssız köylerin huzursuz köpekleri havladı, botlarımıza yapışan çamurların çıkardığı gıcırtılı tuhaf sesler içimizde bir yerlerde unutulmuş ve yüzeyi pas tutmuş bakımsız bahçe kapılarının açılışının sesine dönüştü. İncelme molasında ise şehirde büründüğümüz tüm rolleri tek tek üzerimizden atarak doğaya geri döndük.  



İşte bu manzaranın tadını çıkarırken, “Mavi Duvar” şarkısından etkilenmiş ama duvarın rengini sonradan beğenmeyip de çekip gitmiş birinin yaptığına benzettiğim, tepedeki tek katlı bir evin bahçesinde dinlenme molası verdik. 


Yürüdüğümüz güzergah boyunca, Kazpınar Köyü’ne çıkan orman yoluyla kesişen yol ayrımına kadar, kestane ve defne ağaçlarının hoş kokulu yaprakları arasında ilerledik. Yere düşen minik kestanelerden tatmadan geçmedik. 


Şans getirdiğine inanılan defne yapraklarını ise, yemeklere kattığı lezzeti de düşünerek, doğadan bir tutam ödünç aldık. Biraz daha ilerlediğimizde köpek havlamaları iyice yakınımızdan gelmeye başladı. Gördük ki, çitlere av köpeklerini bağlayan bir avcı grubu, Milli Parklar'dan gelen görevlilerinin gözetiminde yaban domuzu avına çıkmış.




Artık deniz seviyesinde sona erecek olan yemyeşil yamaçlardan inmeye başlamıştık. Yaprak kıpırtılarının arasından görünen bir parça deniz mavisi, içinde bulunduğumuz renk cümbüşüne sonsuzluk kattı. 



Patikanın kenarında yükselen ve tatlı esintide hafifçe sallanan dağ çilekleri — yani buralardaki adıyla beydin — gizli gizli denize yaklaştığımızın haberini vermenin mahcubiyetini üzerlerinde taşır gibi kızarmaya başlamışlardı. 



Doğrusu, bu özel meyvenin tadına bakmadan da duramadık. Kararında tüketildiğinde sağlığa iyi gelen bu meyve ağaçlarının bulunduğu, denize bakan yamaçlarda kuşburnu meyveleri de avuçlarımıza birer yol ikramı gibi toplanıverdi.



Tarlaağzı Köyü'ne geldiğimizde meydandaki caminin önündeki banklarda grubun geride kalan kısmını beklemek için kısa bir mola verdik. Etrafta oyun oynayan çocuklardan başka kimse yoktu. 




Köyün sakinleri bu güneşli ve sıcak pazar gününü ya evlerinde ya da bahçelerinde geçiriyordu. Köyün içindeki yokuştan yürümeye devam ettik ve Tarlaağzı Limanı'na geldik. Burası yürüyüşümüzün son noktasıydı. Limandaki merdivenlerden plaj tarafına geçtik.




İyice acıkmıştık. Çayımızın eşliğinde sandviçlerimizi yerken, tepemizde martı çığlıkları, sakin bir ekim denizinin dalga kıpırtıları ve balıkçı motorlarının sesi bize eşlik etti. Yeme içme faslı bittiğinde, yorgunluğun da etkisiyle masmavi gökyüzüne ve hemen önümüzdeki denize karşı uzandık. 



Uzaktan bakınca, kıyıya vuran deniz sarhoşu balıklar gibiydik. Plajın simsiyah renkteki küçük çakıl taşları ise bu koyda bir şeylerin yolunda gitmediğini kulağımıza fısıldayıp duruyordu...







Teşekkürler Dünya! 








 




13 Temmuz 2025 Pazar

HAYATIN ZORLUKLARINA DAĞ GİBİ MEYDAN OKUYAN BİLGE KADIN: GÜLSEN SALMAN | İki Bilet Bir Yol

Onun ilham veren ve hayranlık uyandıran hikayesini kısmen de olsa önce kendi ağzından dinleme ayrıcalığına sahip olmuştum. Paylaştığı kıymetli anılarını kelimelere dökmek ve kayıt altına almak ise benim için tarifsiz bir onur. “Olur”unu alır almaz, yine en iyi bildiğimi düşündüğüm şeye, kalemime sarıldım. Sorduğum her soruya içtenlikle ve sabırla yanıt vermesi, bana kendimi çok değerli hissettirdi. Çünkü burada yazılanlar yalnızca geçmişe değil, onun hala temas ettiği, farkındalık yarattığı gelecek nesillere de ışık tutacak. Gülsen Salman Hocamız... Ve geçtiğimiz yıl yayınladığım bir yazımda ondan ilk kez söz ettiğim şekliyle "En güzel dağ çiçeğimiz, bilge yol arkadaşımız"… Ona dair sorular sorma cesaretini sonunda kendimde bulabildim. Çünkü fark ettim ki, bugüne kadar doğru dürüst bir soru sormamışım. “Hocam çadırları topluyor muyuz?” ya da “Molamız ne zaman bitiyor?” gibi birkaç kamp ve doğa yürüyüşü rutininden öteye geçememişim. Oysa onun her sözü, doğada attığı her adım, anlattığı her bitki öyküsü; bir pınar gibi akıp hem zihnimize hem ruhumuza işledi. Şimdi, birlikte nice yollara, nice kamp akşamlarına dair yeni hayaller kurarken gelin, biraz da onun hikayesine kulak verelim.




Gülsen Salman: Türkiye Sevdalısı Bir Eğitim Neferi

Köy Enstitüsü mezunu bir eğitimci, yazar ve gazeteci babanın kızı olarak dünyaya geldim. Zonguldak Öğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra ilkokul öğretmeni olarak meslek hayatıma başladım. Sporcu ruhum beni Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’ne taşıdı. Hem dönemimin hem de sistemin zorluklarını birebir yaşadım. Ama hiçbir zaman yılmadım.

Doğaya duyduğum tutkuyla, çocuklara olan sevgimle ve Türkiye’ye olan inancımla yol almaya devam ettim. Çünkü ben, bu topraklara yürekten bağlı bir Türkiye sevdalısıyım.




Bir Tutkunun Peşinden Bartın'a ve BARDOSK 74'e Uzanan Yolculuk

Yıl 2010. Bir doğa yürüyüşüyle başlayan yolculuğum, Ankara’da lisanslı sporcu olarak sürdürdüğüm yoğun dağcılıkla tutkuya dönüştü. Yıllar sonra torun sevgisiyle geldiğim Bartın, bana doğduğum toprakların tüm koku ve dokusunu hatırlattı. Bu güzel kent, içimdeki doğa sevgisini yeniden yeşertti.

2018 yılında, aynı tutkuyu paylaşan insanlarla birlikte kurduğumuz Bartın Dağcılık ve Doğa Sporları kısa adıyla BARDOSK 74 adlı kulübümüz, o günden bu yana doğayla iç içe, dostlukla omuz omuza yürüdüğümüz bir yuvaya dönüştü. Kurucu başkan olarak hala bu ailenin bir parçası olmaktan onur duyuyorum.




BARDOSK 74'ün Ambleminde Saklı Olanlar

Kulübümüzün amblemi yalnızca yürüyüşleri ve kampları değil, taşıdığı değerleri ile doğayla iç içe bir yaşam felsefesini ve birlikte yol almanın gücünü simgeliyor. Amblemimizde Bartın'ın eşsiz doğal oluşumlarından biri olan Güzelcehisar Lav Sütunlarında bir tırmanışçı yer alıyor. Sütunların eteğinde ise bir kamp alanı görülüyor. Aynı zamanda renklerimiz de güçlü anlamlar taşıyor. Mor, kadının yalnızca dağcılık ve doğa sporlarında değil, hayatın her alanındaki mücadele ve direnişini temsil ediyor. Sarı ise doğadaki en görünür renk olması sebebiyle, kulübümüzün yolunu aydınlatan bir simgeye dönüşüyor. 



BARDOSK 74 Neler Yapıyor?

BARDOSK 74 ekibi olarak, doğaya olan tutkumuzu paylaşmak ve bu tutkuyu bilinçli bir şekilde yaşatmak adına çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. Doğa yürüyüşleri, kamp organizasyonları, eğitim faaliyetleri ve dağ tırmanışları gibi pek çok alanda aktifiz. Ayrıca Türkiye Dağcılık Federasyonu ile ortak etkinlikler gerçekleştiriyor, bu iş birlikleri sayesinde deneyim alanımızı genişletiyoruz. Etkinliklerimizi daha etkili ve güvenli bir şekilde hayata geçirebilmek için kurumsal düzeyde de güçlü bir koordinasyon sağlıyoruz. Bartın Valiliği, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Küre Dağları Milli Parklar Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü ile iş birliği içerisinde çalışıyor; her adımda doğaya ve katılımcılarımıza karşı sorumluluğumuzu gözetiyoruz.




Doğa Sevgisi Küçük Yaşta Başlar

Sadece yetişkinler için çalışmıyoruz. Amasra TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) İlçe Sorumlusu olarak, miniklere doğa sevgisi aşılıyor ve doğayı korumanın yollarını öğretiyoruz. Bu kapsamda çocuklarla birlikte yürüyüşler düzenliyor, doğayla iç içe etkinlikler gerçekleştiriyoruz.




Unutamadığı Anısı: Elbruz Zirvesi

Elbruz zirvemi asla unutamıyorum. Grup, hava şartları nedeniyle geri dönüş kararı almıştı. Ancak ben, Türkiye Dağcılık Federasyonu eğitimlerini almış olmanın verdiği özgüvenle, zirveye tek başıma çıkmaya karar verdim. Bugün dönüp baktığımda, bunun yanlış bir karar olduğunu çok net görüyorum. Çünkü dağlar, fazla özgüveni sevmez. Hele ki zirveler… Orada doğa, her zaman son sözü söyler.

Zirveye ulaştığımda, o anı belgelemek için eldivenimi çıkardım. Tam da o sırada, oraya ulaşan bir Rus grubu ile karşılaştım. Tek başıma, üstelik bir kadın olarak orada olmama oldukça şaşırmışlardı.




Ama ben o şaşkınlığın çok ötesinde, hayatımın tehlikeye girdiği bir farkındalıkla karşı karşıyaydım. Eldivenimi elimde sanıyordum ama meğer o, zirvedeki şiddetli fırtınada uçup gitmiş. Donma tehlikesiyle karşı karşıyaydım. Neyse ki Rus ekip oradaydı. Onlar olmasaydı belki de bugün bunları anlatamıyor olurdum.



Biraz ileride, bir işaret direğine takılmış tek bir eldiven gördüm. Uçup giden eldivenimin yönünde ama başka birine ait ve sağ elime uygun bir eldivendi. Orada öylece duruyordu. Bu bir mucizeydi. O kadar mutlu olmuştum ki anlatamam. Hemen uçup giden eldivenimin yerine o hayatımı kurtaran başkasına ait o eldiveni giydim. Sanki bu ilahi bir hediyeydi. 

Karabinamı Rus grubun ip birliğine sabitledim. Beni ekiplerinden çıkarmadılar, aralarına aldılar. Ve o andan sonra, başlangıç konteynerine kadar hep birlikte iniş yaptık. O gün yaptığım şey çok büyük bir hataydı. Ama hala inanıyorum ki, orada bir el beni hep korudu. Bugün bile o anı düşündüğümde içimden sadece bir söz geçiyor: "Şükür"




Doğada Ayak İzimizden Başka Hiçbir Şey Bırakmıyoruz

Bu söz, yalnızca bir motto değil, aynı zamanda bizim için bir yaşam biçimi. Her adımımızda doğayı korumayı, ona zarar vermeden var olmayı ve geride sadece iz bırakmadan dönmeyi ilke ediniyoruz.



Erkek egemenliğiyle bilinen bu spor dalında, özellikle kadınları ve çocukları doğaya yaklaştırmayı önemsiyoruz. Onlara bu alanı sevdirmeyi, Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF) eğitimlerine yönlendirerek profesyonel düzeyde gelişmelerine destek olmayı hedefliyoruz.



Misyonumuz ve Vizyonumuz

Doğanın içinde yürürken flora ve faunaya zarar vermeden, farkındalıkla ve doğayı hissederek yol almak. Her etkinlikte katılımcılara bu hassasiyeti aşılamak ve birlikte öğrenmek.

Doğada yürümenin sadece fiziksel bir etkinlik değil, aynı zamanda bir felsefe olduğuna inanıyoruz. İçselleştiren, fark eden, saygı duyan bir doğa yürüyüşü kültürünü yaygınlaştırmak ve her yaştan bireyi bu yolda buluşturmak en büyük hayalimiz.





Yeni Proje ve Etkinliklere Hazırlık

2018 yılından bu yana üzerinde çalıştığımız bir konu var: Bartın’da doğa yürüyüşü yapılabilecek parkurların belirlenmesi ve işaretlenmesi. Bu süreçte tüm parkurlarımız hazır hale getirildi.



Kültür rotalarıyla koordineli bir şekilde çalışıyor, bu rotaların sürdürülebilir bir altyapıya kavuşması için emek veriyoruz. Hedefimiz, Bartın’a gelen doğa severlerin kamp yaparak, önceden belirlenmiş ve işaretlenmiş bu güzel yollarda güvenle yürüyebilmesini sağlamak.

Bu projelerin hayata geçmesi için çalışmalarımız devam ediyor. Aynı zamanda bu rotaların birer kültür rotası olarak tescillenmesi yönünde de girişimlerimizi sürdürüyoruz.




Ve Son Söz

Gülsen Salman Hocamız ile tanışmış olmak, doğada onun liderliğinde ve izlerinde yürümek büyük bir şans. Ayrıca BARDOSK 74'ün bir üyesi olmak, fırsat buldukça onun sarı renk formasıyla yürüyüşlere ve tırmanışlara katılmak bana ayrı bir mutluluk veriyor. Biz her şeyimizi doğanın içinde paylaştık.




Bizi buluşturan, doğa ananın kucağıydı:
Rüzgarda bir yaprak hışırtısı,
Kamp çadırının üzerine düşen yağmur damlalarının sesi,
Derelerin çığlığı,
Yaban hayvanlarının ayak izleri,
Kamp ocağında demlenen çayın buharı,
Gece yürüyüşünde kafa lambalarımıza üşüşen sineklerin kıpırtıları
Ve yıldızların altındaki muhabbetler...

Ve eminim, yaylalarda gecenin karanlığını bölen dolunay ışığında,
Bir ormanın kuytusundaki mor renkli çiçeklerde
Varlığını hep sürdürecek bu kulüp.

Kuzeyde, kıyıda, bu hikaye sürecek...


Teşekkürler, Güzel Bilgemiz Gülsen Salman!



BARTIN'DA KENDİ RÜZGARIYLA YARIŞANLAR: 74 RUNNERS KOŞU TOPLULUĞU

Bazen onları birkaç kişilik bir grupla, herkesin kendi aracıyla keyif yapmak için yola çıktığı pazar günlerinde, Amasra asfaltında koşarken ...